Mavinin tüm çağrıştırdıkları: Distilled From Scattered Blue sergisini küratörü Károly Aliotti anlatıyor

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Herkesin mavisi kendine… Kimi huzur bulur bu renkte, kimi ise en melankolik hislerde kaybolur. Bilincin ta kendisi gibi, mavi derinleştikçe çağrıştırdıkları da farklı anlamlara bürünüyor, türlü yüzleşmeleri beraberinde getiriyor. Şimdilerde mavinin tüm hissettirdikleriyle bizi karşı karşıya getiren bir sergi var Galerist’te: Distilled From Scattered Blue

Küratörlüğünü Károly Aliotti’nin üstlendiği bu karma sergi, mavinin duygusal ve sembolik derinliklerini irdeleyerek, rengin ötesindeki metaforik anlamları keşfe çıkıyor. Sergi bünyesinde mavi, her bir sanatçının farklı bir yönüyle ele aldığı, izleyiciye kendisiyle ve anılarıyla yüzleşme alanı sunan bir metafor haline geliyor. Nermin Er’den Hera Büyüktaşcıyan’a, Ahmet Doğu İpek’ten William Kentridge’e kadar birçok sanatçının eseri, mavinin fragmante doğasını ve hafızayla ilişkisini ortaya koyarken, geçmişin yaralarını ve hüzünlü anılarını yeniden anlamlandırıyor.

Ahmet Doğu İpek, Repair / Lapis Lazuli

Lavinia Greenlaw’ın From Scattered Blue şiirinden ilhamla adını alan sergi izleyiciyi mavinin ruhsal derinliklerine davet ediyor; yüzeyde kalan izlerin ötesine geçip, mavinin altında yatan yoğun duygu yüklü katmanlara dokunmaya çağırıyor​. Ama çabuk olmakta fayda var; sergi 6 Kasım’da sona erecek.

Hafıza, iyileşme, gözyaşları, yas ve melankoli… Serginin zihnimizde canlandırdığı his ve temaları Károly Aliotti anlatıyor.

Hera Büyüktaşcıyan, The Sky in My Palm

Hafıza

Distilled From Scattered Blue sergisinin özünde yer alan mavi rengin tüm duygusal çağrışımları aslında hafızanın süzgeciyle ve anılarla ilişkileniyor. Sergi alanında dar koridordan geçince bizi karşılayan ilk odada Nermin Er’in ‘Manzara Fragmanları’ isimli deseni, büyük beyaz bir kağıdın ortasında, anımsamaya çalıştığımızda zihnimizde oluşan parçacıklar gibi beliriyor. Geçmişin parçaları, hafızanın parçaları, hatıranın parçaları. Biraz ilerisinde ise kendine ait bir nişin içinde yer alan Hera Büyüktaşcıyan’ın The Sky in My Palm isimli eseri, benzer bir şekilde, mavinin o fragmante doğasını yansıtıyor. Gökyüzünden bir parça yakalamak ya da bir avuç denizi tutabilmenin bütünle ilişkisi, hafızamızdaki anılarımızın artık solup saçılan geçmişle ilişkisi.

Fatoş İrwen, Uluma-1

İyileşme

Sergide, hem bireyin yaralarıyla ilişkilenme biçimlerini, hem de yaraların iyileşme yanılgısını sorgulamamak mümkün değil. Taze yaraların hassasiyeti, kabuk tuttukça belleğin topografyasına dönüşür. Fatoş İrwen’in ‘Uluma-1’ adlı eserindeki adeta bir kesikten içimize sızan mavi, üstünde dikişleriyle o yarayı kapatmaya, duyguyu içimizde tutmaya çalışıyor. Olgular solup da duygular kaldığında, yaralar iyileşip de izleri hep bizimle kaldığında.. Hemen karşısında Lara Ögel’in ‘Yara’ isimli kil paneli, asla iyileşmeyeceğini kabul etmemiz gereken yarayı, engebeli bir izler haritası gibi açık ediyor. Yaralarını kabullenmek, onları birer nişan gibi omuzlarında ya da bir kolye gibi boynunda taşımak, mavileri dövme yaptırıp benliğinin bir parçası haline getirmek. Semiha Berksoy’un ‘Ariadne auf Naxos (Otoportre)’ adlı eseri, kollarını iki yana açıp sanatçının yaralar denizini gururla gösteriyor bize. Tıpkı Clare Twomey’nin, British Museum koleksiyonunda yer alan Portland Vazosu’nun paramparça kırıklarından ilhamla, dantel veya örümcek ağı formuyla bir vazonun hafızası gibi izleyiciye sunduğu ‘Görünmeyen Vazo’ isimli eseri gibi.

William Kentridge, Weigh All Tears

Gözyaşları

Gözyaşları duygularımızın ölçütü müdür? Ahmet Doğu İpek’in bu sergi için üretmiş olduğu ‘Repair / Lapis Lazuli’ isimli eserleri, birer gözyaşı gibi tüm yükleriyle çörekleniyorlar. Bu tartma mevzusu, mesafeyi, yaraları, yırtıkları, ağırlığın kendisini tartma mevzusu, bir sonraki odada bulunan William Kentridge’in ‘Weigh All Tears’ isimli işiyle direkt bir ilişkide. Buluntu rasathane ölçüm kağıdı üzerine Afgan Lapis Lazuli pigmenti kullanarak ürettiği resmin karşısında ise, Elif Uras’ın antik gözyaşı şişelerinden ilhamla hayata geçirdiği ‘Kuğunun Gözyaşları’ isimli heykeli, hem kırılgan hem dirayetli, kederin ölçümüne şahitlik ediyor. Daima sızma ve taşma riski taşıyan hüznü biriktirme ve koruma çelişkisini yansıtıyor.

Kate MccGwire, Slip (Solda) & Nermin Kura, Uzaylı (Sağda)

Yas

Yas öyle bir duygu ki, katran gibi, mürekkep gibi, mavi gibi… Julian Barnes’ın da dediği gibi, bireyin yas sürecinden geçmesi öyle bir tünelden geçip ışığa kavuşmak, refaha ulaşmak gibi değil. Bir martının, petrol sızıntısından geçmesi gibi – tüyleri bundan böyle katran kaplı.  Denizin altında, derinliklerinde, gün ışığının dahi ulaşamadığı karanlıklarında da yas var. Bu derin sularda büyüyen tekinsiz canlılar, tanımlanamaz, amorf biçimli, adeta mavinin vücut bulmuş halleri; insanın derinlerinde yoğuşan bir yas duygusunu çağırıyorlar. İçimizde yatan, yüzeye yansımayan bilinmez bir mavi. Kate MccGwire’ın ‘Slip’ isimli heykeli, sanki kendi ekosistemini korumak istercesine cam bir fanusta, kendi mateminden beslenen bir ouroboros gibi sonsuz bir devinimde. Saksağan tüyleriyle kaplı yüzeyi aynı zamanda bir deniz canlısının pulları belki. Hemen yanıbaşında, yine aynı derin dünyaya ait, Nermin Kura’nın ‘Uzaylı’ isimli seramik vazosu, yasa bulanmış, katran gibi ama sedefleriyle parıldıyor.

Abdülmecid Efendi, Natürmort

Melankoli

Mavinin bir de nefesle ilgili mevzusu da var. Nefes almak, tutmak, bırakmak ve bırakmamakla ilgili. Nefesini tutmak, geçmişe tutunmak. Yapı Kredi Bankası Koleksiyonu’ndan ödünç aldığımız, Abdülmecid Efendi’nin ‘Natürmort’ isimli resmi, bir kırmızı noktayla aydınlanan sahnede, yanmakta olan sigaranın ucundan yükselen mavi dumanıyla melankoliyi temsil ediyor. Sicim gibi yükselip, dağılıp, havaya karışan sigara dumanının aksine yok olmayan, izini her daim belli eden melankoli. Léon Spilliaert’in ‘Yalnız Ağaç’ adlı deseni ise, bu mavinin, bu duyguların, nasıl bir mürekkep gibi tüm sinir sistemimize, özsuyumuza yayıldığının, dağıtılamayan, aksine bulaşan yapısının işareti. Bu mavi ki içimizde biriktikçe biriken, Yaşam Şaşmazer’in ‘İsimsiz (Mavi Manzara)’ heykel yerleştirmesindeki gibi, belki bir basınç kaynağına dönüşüp kabuğunu kıran, bir mantar örtüsü gibi tenimizin derinliklerinde yayılıp, yüzeye patlak veren bir şey.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin