Kariyerinin zirvesinde (ve de her zaman) onu izleme keyfi: Emma Stone’a dadanıyoruz

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Kariyeri boyunca performansını her daim ileri taşıyacak projelerle karşımıza çıkan, ince ayar komedilere derinden gelen o puslu sesi ve güleç mimikleriyle apayrı bir anlam katan Emma Stone’un bir sonraki projesi için şimdiden heyecanlanmaya başladıysak bir sebebi var elbette. Yorgos Lanthimos’un yönetmenliğini üstlendiği Poor Things ile kariyerinin en sağlam performanslarından birine daha imza atıyor Emma Stone. Hafif aykırı her role çok yakışan oyunculuğuyla bu ilk karşılaşmamız değil aslında. Onu zombi avlarken de gördük, punk’ın zirvesinde Londra sokaklarında dolanırken de… (Buraya herkes en sevdiği Emma Stone karakterini ekleyebilir.) Şimdilerde ise çok farklı bir ‘çocukluk’ yaşayan ve toplumsal normlarla karşılaşması da bir o kadar sıra dışı olan bir kadının dayatılanlardan ziyade kendi yolundan ilerlemesini anlatıyor bize ve içimizin yağlarını yürütüyor. Yürü be Bella. Aman pardon, Emma. Evet, tezahüratlar eşliğinde Emma Stone’un kariyerine dadanıyoruz.

Henüz 11 yaşındayken ilk sahne tecrübesini yaşayan Emma Stone, kısa bir süre sonra sinemayla çok da alakası olmayan ailesini oyunculuğuna ikna etmek için bir sunum hazırlıyor. “Hollywood Projesi 2004” temalı sunumunu Madonna’nın Hollywood parçasıyla destekleyen (tam onluk bir hareket değil mi?) Stone bu etkileyici sunumuyla ailesini daha doğrusu sadece annesini Los Angeles’a taşınmaya ikna ediyor. “Los Angeles’a ilk taşındığımızda çalışmaya başladığımız menajerim sarışın olduğum için benim sadece amigo kız rollerini istediğimi varsayardı” diyor Emma. O sıralar bir değişiklik yapmak isteyip saçını kahverengiye boyadığını ve bu değişikliğinden kısa bir süre sonra Superbad’deki rolünü kaptığını anlatıyor.  “İnsanlar dar görüşlü dostum!” diyor ve kahverengi saçlarıyla kazandığı seçmelerinin ardından kızıla boyadığı saçlarının kendisiyle özdeşleşeceğinden bihaber olarak sinema kariyerine başlıyor.

Genç bir kadınken kendisinin tarifiyle “yetişkinlere özgü, derin ve boğucu ses tonunun” bir dezavantaj olacağını düşünen Stone’la ilgili en çok sevdiğimiz şeylerden birinin bu karakteristik sesi olduğunu elden ele ona iletebilir miyiz lütfen? Bir çırpıda gözümüzün önünden geçen performanslarından favorimizi seçmekte zorlanırken kendisinin aynı zamanda çok eğlenceli bir insan olduğundan yüzde 100 eminiz. Son yıllarda Jennifer Lawrence ile olan dostluğunu da deli gibi kıskandığımızı söylemeden geçemeyiz…

Neyse, ne diyorduk: Superbad… 20’li yaşlarında Superbad’le başladığı gençlik yapımlarındaki yolculuğu onu asıl çıkışını yaptıracak Easy A’e taşıyor. Komedi konusundaki yeteneğini dosta düşmana gösterdiği ilk büyük yapımı olan bu filmin ardından Friends with Benefits ve Crazy, Stupid, Love gibi filmlerle de kendisine iyice ısınmaya başlıyoruz. Ardından Help ve The Amazing Spider-Man gibi yapımlarla ününe ün katmaya ve de rol çeşitliliğini artırmaya devam ediyor. The Amazing Spider-Man’deki Gwen Stacy rolü ile Emma’ya; şapşik Spidey’imiz Andrew Garfield’a bayılıyoruz. Biz onlara onlar birbirlerine tutuluyor ama bu aşklarımız tıpkı The Amazing Spider-Man serisi gibi kısa sürüyor. Aşkımızı kalbimize gömüp 2014’e geldiğimizde ise Emma yılın en ses getiren yapımlarından biri olan Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) filmindeki Sam rolüyle ilk Akademi adaylığını kapıyor. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde gelen bu adaylığa pek de şaşırmıyoruz tabii.

 - Find & Share on GIPHY

2018 yapımı bir Netflix kara komedisi olan Maniac’daki performansı televizyondaki en başarılı işlerinden biri olsa da aslında televizyon ile olan ilişkisi kariyerinin ilk yıllarına uzanıyor. Kendisinin hatta ergenliğimizin parlayan bilim kurgu dizilerinden olan Heroes seçmelerine katılmışlığı bile var. Claire Bennet rolü için gittiği seçmeleri şöyle anlatıyor Stone: “Diğer odaya bir kızın girdiğini gördüm ve hemen ardından ‘bizim aradığımız kişi sensin’ övgülerini duydum (o kız Hayden Panettiere’di) Eve gittim ve sinir krizi geçirdim. Dibe vurmuştum.” Bu tecrübesinin sonraki seçmelerde itici bir güç olduğunu, kendisini serbest bırakmasında çok faydalı olduğunu da söylüyor ayrıca. Ve tüm bu tecrübelerinin meyvesini en çok topladığı 2016 yılına, La La Land’e geliyoruz. Ryan Gosling’le başrolünü paylaştığı bu müzikal film, Oscar’larda çok konuşuluyor çünkü toplam altı, neredeyse yedi ödülle dönüyor törenden. Neredeyse dememizin sebebi ise o meşhur Oscar ‘kazası’: En İyi Film Ödülü’nün gerçek kazananı Moonlight olsa da ödülün yanlışlıkla La La Land’e verildiği o tören yıllardır zihnimizde kira vermeden yaşıyor. Hatırlarsanız ödülü takdim edecek olan Warren Beatty ve Faye Dunaway ikilisine yanlışlıkla Emma Stone’un adının yazdığı En İyi Kadın Oyuncu Ödülü zarfı verilmişti ve ikili Moonlight yerine La La Land’in En İyi Film Ödülü’nü kazandığını sahnede anons etmişti. Stone’un sahnedeki şaşkınlığı ve seri “oh my God” tepkisi aklımıza geldikçe hâlâ gülüyoruz. Emma o yıl La La Land ile hem Oscar hem Altın Küre hem de Bafta kazanıyor bu arada.

2018’de ise eğlenceli ve tuhaf (çünkü bir Yorgos Lanthimos eseri) bir saray komedisi olan The Favourite ile yeniden Oscar’ları karıştırmaya, pardon aday olmaya geliyor Stone. Emma Stone’u Yorgos Lanthimos’la ilk kez buluşturan bu film, 18. yüzyılda, Kraliçe Anne’in sarayını incelemeye alıyor ve iktidar ilişkilerini üç kadın üzerinden, olabilecek en gerçekçi yerden anlatıyordu. Filmdeki üç kadın oyuncu da Oscar’a aday olmuştu o yıl: Olivia Colman Kraliçe Anne rolüyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almıştı. Filmde kraliçenin gözdesi olmak için sert bir mücadeleye girişen Emma Stone ve Rachel Weisz da bu filmle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde aday gösterilmişlerdi; ödülün sahibi Rachel Weisz olmuştu.

Daha sonra, 2021 yılında da Cruella ile dişli bir meydan okumanın daha başarıyla altından kalkıyor Emma. One Hundred and One Dalmatians ile bilinen Cruella karakterinin solo filminde izleme şansını buluyoruz kendisini. Film türlü eleştiriler alsa da Stone’un yine döktürdüğü konusunda hemfikir oluyoruz. Zaten biz de onun hafif aykırı her role çok yakışan oyunculuğunun hayranı değil miyiz?

Yorgos Lantimos bu fantezimizi 2023 yılında yeniden gerçekleştirmeye karar veriyor ve Stone ile The Favourite’ın ardından Poor Things’le bir kez daha yollarını kesiştiriyor. Geçtiğimiz yılın en iyilerinden biri olarak kabul edilen Poor Things, Alasdair Grey’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanıyor.

Poor Things hakkında söyleyecek çok şey var aslında. 19. yüzyılda yarı fantastik bir dünyada geçen bu hikaye alışılmışın dışında çalışmalarıyla bilinen bilim insanı Dr. Godwin Baxter’ın ölmüş hamile bir kadını karnındaki bebeğin beyniyle hayata döndürmesini ve evet, sonrasında gerçekleşenleri anlatıyor. Ama tabii bu Frankenstein vari hikayede asıl ilgi çekici olanlar ‘‘sonrasında gerçekleşenler’. Çok farklı bir ‘çocukluk’ yaşayan ve toplumsal normlarla karşılaşması da bir o kadar sıra dışı olan bir kadının dayatılanlardan ziyade kendi yolundan ilerlemesi, mizah dozu da çok yüksek olan bu filmde içimizin yağlarını eritiyor. Ve Lanthimos bunu, filmin tüm ihtişamına rağmen son derece yalın bir dille yapıyor. Emma Stone ise… Galiba kariyerinin en sağlam performanslarından biriyle kamera önünde döktürüyor.

Venedik Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren ve ödül sezonunun da favorilerinden biri olan Poor Things, Emma Stone’a yeni bir Oscar adaylığı daha getirdi. Zaten Altın Kürelerde de Müzikal/Komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almıştı. Ufukta Emma Stone için yeni bir Oscar gözüküyor diyebiliriz rahatça.

Kariyeri boyunca performansını her daim ileri taşıyacak projelerle karşımıza çıkan, ince ayar komedilere o puslu sesi ve güleç mimikleriyle apayrı bir anlam katan Emma Stone’un bir sonraki projesi için şimdiden heyecanlanmaya başladıysak bir sebebi var elbette.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin