Geleceğe Mektuplar ve Netflix’in nostalji takıntısı üzerine düşünceler

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Herkes, hayatında bir defa, lise arkadaşlarıyla bir araya gelmenin iyi hissettireceğini düşünüyor. Ya da öyle olacağına kendimizi inandırmak istiyoruz. Aslında liseyi değil, o günlerde olduğumuz insanı özlüyoruz. Geçmişe dönmek istiyoruz, yeniden başlamak ve aklımıza takılan o kötü anıyı baştan yaşamak istiyoruz. Evet, doğru tahmin ettiniz. Netflix’in yeni dizisi Geleceğe Mektuplar’ı izledik. Ama söyleyeceklerimiz bu mektupların sayfalarından taştı. Netflix’e iki çift önerimiz var.

İlerleyen satırlarda elbette bazı spoiler’lar sizi bulacaktır!

Geleceğe Mektuplar, bir dönemeçte tıkanan bir grup yetişkinin hikayesini, belki de pek çoğumuzun hikayesini, eski hallerine atıfta bulunarak anlatıyor. Dizide yaratılmak istenen geçmiş-gelecek karşıtlığında tökezleyip durmamın sebebini yazının ilerleyen bölümlerinde açıklamaya çalışacağım. Senaryosunu Kulüp’te harika bir metne imza atan Rana Denizer’in kaleme aldığı dizi, Türkiye’deki dizi sektörünün kültürel bir güç olarak yurt dışı pazarında aktif rol üstlendiği bir dönemde karşımıza çıkıyor. Diziyi çıktığı gün izlememe rağmen eleştirisini yazmak için beklemem gerekti. Zira Gökçe Bahadır’ın yer aldığı işlerin hayranı olsam da diziyi izlerken hayal kırıklığına uğrayıp soldum. Yıllar sonrasına, geleceğe, mektup yazan liseli bir arkadaş grubunun gençlik ve yetişkinlik dönemlerine şahitlik ediyor seyirci. Aşk 101 nostaljinin tüm kalıntılarını toplamışken başka bir gençlik dizisine gerçekten ihtiyaç var mıydı peki? Lise arkadaşlarına sığınmak, onlarla buluşmak o günkü sene ulaşmanın en kolay yolu. Ben de zaman zaman nostaljinin rahatlığına kapıldığımı gizlemiyorum. Fakat Aşk 101’de yaratılan geçmiş-gelecek hikayesinin bir benzerini seyrettiğimin de farkındayım. Hal böyle olunca, yenilikçi bir üretimden bahsetmek biraz zorlaşıyor.

Fatma Hoca var ama yok gibi

Rana Denizer’in Kulüp’te kurguladığı zengin, incelikli ve düşünceli anlatıyı Geleceğe Mektuplar’da bulamıyor seyirci. Gökçe Bahadır’ın canlandırdığı Zuhal karakteri dışında, hiçbir karakterin yaşamına, kişisel dünyasına, iyiliğine tam anlamıyla tanık olmuyoruz. Lisede edebiyat kulübüne üye olan Zuhal, Banu, Murat, Mert ve Seda’nın yarım kalan aşklarını izlerken seyirci de yarım kalıyor. Edebiyat kulübünün öğretmeni Fatma Hoca, grubun gözdesi. Karakterlerin yetişkinlik halleri, Fatma Hoca’dan övgüyle bahsediyor; gruba nasıl kol kanat gerdiğini anlatıyor biri. Diğeri, en değerli şeyini Fatma Hoca’ya emanet ettiğini söylüyor. Ancak seyirciye Fatma Hoca neden ve nasıl bu kadar değerli bir türlü anlatılmıyor. Fatma Hoca’ya atfedilen övgüler içi boş cümlelere dönüşüyor. Edebiyat kulübünden geleceğe mektup yazmasını isteyen Fatma Hoca’nın sahneleri üstünkörü bir şekilde geçiştiriliyor; seyirci ne karaktere ne de karakter etrafına çizilen olay örgüsüne adapte olamıyor. Mektuplar Fatma Hoca’nın kızı Elif’in eline geçiyor; çok geçmeden gerçek annesinin kimliğinin mektuplarda gizli olduğunu öğrenen Elif öz annesinin peşine düşüyor. Seyirci de böylece edebiyat kulübüne katılıyor ve hangi üyenin Elif’in annesi olabileceğini merak etmeye başlıyor. Aşk 101’in birinci sezonunda Sinan’ın ölüp ölmediği üzerine üretilen spekülasyonların aksine Geleceğe Mektuplar bize dizinin ilk bölümlerinde Elif’in annesinin kim olduğuna yönelik çokça ipucu veriyor. İyi bir polisiye-gizem izleyicisinin anlayabileceğine ilişkin inancım tam. Ne var ki iki dizi arasında bu kadar çok paralellik olması aynı anlatının etrafında dönüp durduğumuz hissini uyandırıyor.

Selin Yeninci daha fazlasını hak ediyor

Şimdi spoiler vereceğim için gözünüzü başka yöne çevirmenizi rica edeceğim. Yetişkinlik haline Selin Yeninci’nin hayat verdiği Banu karakterinin 17 yaşında çocuk doğurması dizinin gizem unsuruna dönüşürken bu olaya dair seyirciye detay aktarılmaması hikayede inanılmaz bir boşluk oluşturuyor.

@hertelden_7

Bu ikiliye acilinden bi partnerlik alabilir miyiz lütfen içimde kaldı #geleceğemektuplar#fb#keşfet#fy#keşfetedüş#fpage#beniöneçıkart

♬ orijinal ses – User✨

Banu’nun yetişkinlik halinin en az gençlik hali kadar çekilmez olduğunu da belirtmekte fayda var. Aksi takdirde içimden kıvılcımlar çıkması muhtemel. Öte yandan Selin Yeninci’ye fırsat da verilmiyor. Verilse, biz zaten performansının nelere kadir olduğuna Kurak Günler ve Nasipse Adayız gibi filmlerden aşinayız. Selin Yeninci ona biçilen rolden daha fazlasını sunabilecek bir oyuncu. Banu’nun, çocuğu olduğunu itiraf ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi şehirden çekip gitmesine anlam vermeye çalışırken kurdeşen döktüm. Gökçe Bahadır da Selin Yeninci’den farklı değil; üzerine oturmayan bir rolün içinde sanki. İkili diyaloglar zayıf; seyircinin karakteri anlamasını ya da empati kurmasını sağlayacak ölçüde derin bir yere tutunamıyor. Hikayedeki boşlukları seyirci kendi kendine doldurmaya çalışıyor ama bu çaba da nafile. Karakterle göz göze gelemediğim bir hikayede ben de çaba harcamak istemiyorum.

Pelin Karahan’ın hikayeye başladığı yeri biliyorum mesela. Ama bitirdiği yeri bilmiyorum. Kuş olup uçuyor Pelin Karahan. Bir bölüm sonra hikayesi mi bitiyor? Saygın Soysal’ın sınırlı ekran süresine ne demeli? Sakin, duru ve incelikli performanslarıyla bilinen Soysal’ın canlandırdığı karakterlerin listesine bakınca Levent geri planda kalıyor.

“Tutan” dizi olmanın ağırlığı

Netflix, neden birbirini tekrarlayan işler çekmeye devam ediyor? Televizyon yaratıcı işler üretmediğinde, üretemediğinde, üretmekten bunaldığında veya bu yolda engellendiğinde halihazırda “tutmuş” diziler tekrarlamaya başlıyor. Ancak bu formül her seferinde ve her dizi için çalışmıyor. Bir dizinin televizyon seyircisi tarafından beğenilmesi de zor. Netflix, başını “tutan” dizi formülüne mi yaslıyor acaba?

Uzak Şehir’in başarısının sebebi Cihan Albora mı?

Geçen sezonun en iddialı yapımlardan biri olan Uzak Şehir’in “tutan” diziler arasına katılması peşinden gelen aşiret dizilerinin aynı oranda izleneceğine yönelik bir garanti sağlamıyor. Tam tersi, bu dizilerin risk altında olduğunu gösteriyor. Seyircinin karakteri anlaması, özdeşlik kurması, hikayesini özümsemesi, o hikayeye ortak olduğunu hissetmesi gerekiyor. Bu sebeple “tutan” dizi formülü üzerinden ilerlediğini düşündüğüm Geleceğe Mektuplar, nostaljiyi önceliklendiren bir başka gençlik dizisi Aşk 101’in yarattığı etkiyi yaratamıyor. Bahsettiğim his pek çok açıdan biricik ve tekrarlanması zor bir birliktelikten doğuyor.

Kulüp kalbimizde bir yara

Kulüp, Bir Başkadır, Kuvvetli Bir Alkış, İstanbul Ansiklopedisi ve Fatma gibi yapımlar Netflix’in mevcut senaryo pratiklerinin dışında kaldığı için onları bir kenara ayırıyorum. Bu örnekler Netflix’in hem anlatı hem biçimde deneyselliğe açık olduğunu vurguluyor. Ancak bahsi geçen diziler Netflix’in ürettiği işlerin genelini düşününce küçük bir alanı kapsıyor. Zeytin Ağacı, Kimler Geldi Kimler Geçti, Terzi, Şahmaran, Erşan Kuneri ve daha nicesi formülleşen hikayelerle hatıramızda kalmaktan uzak, dar ve geçici bir keyif sunuyor.

Okuma önerisi – Böyle bir İstanbul mümkün mü: Kulüp dizi incelemesi

İyi şanslar Netflix

Netflix’in stratejisini değiştirmesi, yenilenmesi, kalıcılığı yüksek, seyirciyle gerçek bir bağ kurabildiği işlere yönelmesi gerekiyor. Bir İstanbul Masalı, Yeditepe İstanbul, 7 Numara, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Muhteşem Yüzyıl ve Ezel’in hala izlenmesinin sebebi bu dizilerin güçlü karakter inşasına, gözleme dayalı hikayelere sahip olmasından geçiyor. Netflix’e nostalji kartını oynamanın farklı yollarını bulması konusunda iyi şanslar diliyorum. Çok acil güvenli limanlardan ayrılıp risk alması lazım.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin