Hayatımızın hikayesini yeniden yazabilmek: The Mind Explained’in zihnimize dair düşündürdükleri

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Her kavrama farklı bir açıdan bakılabileceğini ısrarla anlatan bir belgesel The Mind: Explained ve geçmiş ile şimdinin değişebilirliğini sonsuz bir potansiyel olarak görmemizi sağlıyor. Aslında diyor ki: ”hayatımızın hikayesini baştan yazabiliriz”, hem de bomboş bir kişisel gelişim cümlesi olarak değil. Değişimin kendimizi ve zihnimizi daha iyi tanımakla başladığına vurgu yapıyor. Bu noktada ise online psikolojik danışmanlık ve terapi uygulaması Hiwell farklı bir kapı açıyor ve hayatının hikayesini baştan yazmak isteyenler için süreci daha da kolaylaştırıyor. 

Günümüzde her bilgiyi özet halinde, kısacık videolarla, birkaç cümleyi aşmayan yazılarla ve hatta mümkünse infografiklerle öğrenmeye ve sindirmeye alışmış durumdayız. Dikkatimizi hemen yitirdiğimiz, hiçbir şeye tam anlamıyla konsantre olamadığımız bu dönemde içerikler de bizim odaklanma süremize uyum sağlıyor çünkü. Her şeyin damıtılmış ve kısa versiyonları bize istedikleri mesajı verebilmek için çırpınırken, bu kısacık içeriklerin arasından umut verenler de çıkıyor tabii. Netflix’in Vox ile ortaklaşa yaptığı Explained; tarihi olayları, kavramları ve merak edilen konuları 20 dakikalık videolar halinde konuyu hiç bilmeyen birine anlatırcasına işleyen bir belgesel dizisi. 2019 yılında ilk sezonu yayınlanan “The Mind: Explained” de bu formatın zihnimizi anlatan versiyonu ve bu kez ikinci sezonuyla karşımızda. 

İlk sezonunda hafıza, rüyalar, anksiyete, farkındalık ve psikedelik ilaçlar gibi konseptleri kısacık zamanda, olabilecek en net şekilde anlatan dizi, tam günümüze uygun bir ritme sahip. Bir konsepte giriş için tüm gerekli bilgileri sıralıyor, o konuya hakim kaynakların fikirlerine ve farklı görüşlere de yer vermeyi ihmal etmiyor. Ancak hızlıca kavramlara giriş yapmaya yardımcı olsa da, insanda konuya gerçekten hakim olduğu hissini yaratmıyor. Çünkü dizinin bizce asıl başarılı olduğu alan, sonrasında da zihnimizi çalıştırmaya devam etmesi. Kendimizi sorular sorarken ve konuların devamını merak ederken buluyoruz. Bu da bizi kendi istediğimiz yönde bir keşfe ve araştırmaya itiyor. The Mind: Explained bir oturuşta bitirdiğimiz yeni sezonunda da beynimize dair birçok kavramı keşfetmemize ve merak etmemize yol açıyor ve bunu yaparken de kendimize dair umut veriyor. Çünkü değişim, her zaman mümkün ve beynimiz de buna yardımcı olmaya çok açık. The Mind: Explained üzerinden her daim değişime ve gelişime açık zihnimize dadanıyoruz. 

Beynimize dair neler biliyoruz?

İnsanlığın en büyük gizemlerinden biri hâlâ beynimiz. İşleyişi hakkında her gün biraz daha fazla bilgiye sahip olsak da, beynimize dair birçok şey hala dev birer muamma. Kendimizi anlama ve tanıma yolculuğunda zihnimize açılan her kapı ayrı bir mutluluk veriyor bu yüzden. The Mind: Explained de hepimizin aşina olduğu, ama belki de derinine inemediği kavram ve konulara kapılar açıyor. Her bölüm; bir anlatıcının toparladığı konuyu, uzmanlarından beyanlarla; tarihsel anlardan, film ve dizilerden görüntülerle ve konuyu anlamamıza yardımcı olan animasyonlarla destekliyor. İlk sezonda anlatıcı olarak da Emma Stone’un tatlı sesini dinliyoruz. Her ne kadar zihnimize dair muammayı biraz olsun azaltmak istese de dizi, ısrarla her konunun farklı açılardan nasıl göründüğünü vurguluyor ve kesin beyanlardan ustaca kaçınıyor. 

Bu da herhangi bir tedavinin, davranışın veya kişinin yüceltilmesini engellemiş oluyor tabii. Belgesel gibi belgesel anlayacağınız. Bu da aslında zihnimizden çıkıp kendi fikirlerimiz ve algımızın dışında da ihtimaller olduğunu görmemizi sağlıyor. 

İlk sezon, hafızayı odağına alan bölümle açılıyor. İnsanların 11 Eylül gibi toplumsal bir travmaya dair anılarını dinliyoruz. Tüm bu detaylı anıların kanıtlarla çürütülmesiyle birlikte büyük bir şok yaşıyor ve zihnimizin pek de güvenilir olmadığını anlıyoruz. Aslında dizi, ilk sahnesiyle hafızamızın güvenilirliğini yıkarken, bir yandan da zihnimizden geçen her düşünceye ve tabii anıya körü körüne inanılmayacağını kanıtlıyor. Bu mini şok, sonrasında biraz da özgürleştirici bir fonksiyona sahip. Çünkü zihnimizin sandığımız kadar heybetli ve kusursuz olmadığını öğrenmek garip bir rahatlık yaratıyor bünyemizde. Sanki onu anlamaya bir adım daha yaklaşıyoruz. Hafızamızın bizi yanıltabilmesinde kurabildiği hikayelerin ve senaryoların etkisini öğreniyoruz bir de. Dizi, bunu aslında bir süper güç olarak yeniden tanımlıyor ve bu güç sayesinde geleceğe dair ihtimalleri tahmin edebildiğimizi ve bir nevi geleceğe dair simülasyon kurabildiğimizi anlatıyor. Bu simülasyon da birçok buluşun ve inovasyonun önünü açıyor aslında. Hafıza şampiyonu olan ve upuzun sayı ve harf dizilimlerini kısa sürede ezberleyen kişilerin de aslında bu dizilimleri hikayeleştirdiğini ve bu sayede hatırlayabildiklerini öğreniyoruz. Yani zihnimiz hikayeleştirmeyi bazen lehimize, bazen de aleyhimize kullanabiliyor. 

Rüyalar, anksiyete ve zihnimizde dolanan tüm ihtimaller

Dali’den mistisizme bir yolculuğa çıktığımız Rüyalar bölümü de rüyaları, uyanıkken aklımıza gelmeyecek ihtimalleri deneyebildiğimiz bir deney alayı olarak tanımlıyor. Anksiyeteye dair bölüm insanların yüzde 30’undan fazlasının bu durumdan muzdarip olduğunu anlatırken başta hayatta kalmamıza yardımcı olan bu hissin modern dünyada bize yaşattıklarına odaklanıyor. Anksiyeteyle yaşayan kişiler ve uzmanlar, o hisle kalıp sonunda bir şey olmadığını görmeyi tavsiye ediyor. Yani dizi bize dev çözümler sunmuyor. Aslında kavramları ulaşılmaz ve anlaşılmaz olmaktan çıkarıp basitleştiriyor. Bir yandan da çeşitli ihtimalleri oldukları şekliyle önümüze sunuyor. Spiritüel kapitalizmin eline düşmüş farkındalık meditasyonunun kökenlerini keşfeden bölüm aslında dikkatini farklı yöneterek, insanın kendiyle ve koşullarıyla ilişkisini değiştirebileceğini anlatıyor. Finalde de psikedelik ilaçların anksiyete tedavisinde kullanımını ve potansiyellerini keşfediyoruz. 

Yeni sezon da ilki kadar iddialı ve bu kez beynimizin kıvrımlarını daha da yakından keşfetmeyi amaçlıyor. Çağımızın vebası, dikkat dağınıklığıyla açılan ikinci sezon, ”Nasıl odaklanırız?” sorusuyla başlıyor. Dikkat dağınıklığının çok uzun süredir var olduğunu ve modern dünyada zorunda kaldığımız multitasking’in bir yalandan ibaret olduğunu öğreniyoruz. Dış dünyanın odaklanmamızdaki etkilerinin derinine inen bölüm, bu kadar odaklanmayı neden istediğimizi sorgulamayı da ihmal etmiyor. Beynimizin bir bilgisayar gibi çalışmadığını da hatırlatmış oluyor böylece. Ergen beyni bölümünde ergenliğin beyinde nasıl göründüğüne, çeşitli ergenleri de dinleyerek bakıyoruz. Sonraki bölümde kişilik kavramının sandığımızdan çok farklı olduğunu öğreniyor ve önyargıların anlamsızlığını anlıyoruz. Yaratıcılık bölümü, yetenek ve dehaya dair miti yıkmayı amaçlıyor ve beynimizin kapasitelerini görmemizi sağlıyor. Final bölümü Beyin Yıkama da hepimizin manipülasyona olan yatkınlığıyla yüzleşmesini sağlıyor. 

Tüm bölümlere şöyle bir baktığımızda The Mind: Explained’in ne kadar dev konuları ne kadar kısa zamanda anlatabildiğine şaşıyoruz doğrusu. Bir yandan da bu dev konuları ulaşılabilir kılarak, hem genel anlamda hem de her konu özelinde konuşmaya ve tartışmaya alan açıyor. Nöroplastisite kavramını, yani beynin her daim değişebilir olduğu fikrini her fırsatta vurgulayan dizi, aslında beynin fetişize edilmesine karşı. Bunu Einstein’ın beynini didik didik edip anlamaya çalışan bilim insanlarının anlamsız çabasını vurgulayarak da yapıyor ve dahilerle aramızda dev farklar olmadığını, yalnızca farkındalıkla bile düşüncelerimizin ve tabii hayatımızın değişebileceğini anlatıyor. Yani hayatımızın kontrolünü ele almak veya sadece farklı bir yöne gitmeye cesaret etmek için beynimizi kesip biçip incelemeye gerek olmadığını görüyoruz.

550 farklı terapi tipi

Aslında diziden çıkarabileceğimiz sonuçlardan biri, değişimin kendimizi ve zihnimizi daha iyi tanımakla başladığı. Bunun en etkili yöntemlerinden biri de terapiye başlamak gibi görünüyor. Terapi sürecinin etrafındaki söylenti ve mitleri çok da ciddiye almayıp kendi deneyiminizi yaşamak en mantıklısı. Çünkü yalnızca çocuk ve gençler için 550 farklı terapi tipi var mesela. Doğru terapisti ve kendimiz için doğru yöntemi bulmak da deneyerek ve yanılarak oluyor. Psikoterapinin anksiyete, depresyon ve anoreksiyayla yaşayan danışanların semptomlarında kalıcı azalmalara sebep olduğu kanıtlanmış mesela.

Her kavrama farklı bir açıdan bakılabileceğini ısrarla anlatan The Mind: Explained, geçmişin ve şimdinin değişebilirliğini sonsuz bir potansiyel olarak görmemizi sağlıyor. Aslında diyor ki: hayatımızın hikayesini baştan yazabiliriz, hem de bomboş bir kişisel gelişim cümlesi olarak değil. Zihnimizi anlamak da bu yoldaki ilk adım. Her kavramın içinin boşaltıldığı ve satıldığı bir dünyada The Mind: Explained, beynimizin ve hayatımızın sonsuz ihtimalleri ve kapasitesine dair güzel bir alternatif sunuyor. 

Hayatınızın hikayesini baştan yazmak için ilk adımı atmayı düşünenler online psikolojik danışmanlık ve terapi uygulaması Hiwell’i kullanarak kendilerine uygun uzman psikolog arama sürecini daha da kolaylaştırabilir ve evlerinden çıkmadan terapi almaya başlayabilirler.