Kalben’in son albümü Kayıp Aşıklar Ülkesi’ne dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Kalben’in beşinci albümü Kayıp Aşıklar Ülkesi sanatçının müzik kariyerinin 10. yılında dinleyicilerle buluştu. Albüm kapağından müzikal altyapısına, sözlerindeki gündelik hayat izlerinden imgelere, katmanlı ve samimi bir kutlama albümü olmuş. Kalben’in anlattığı her şeye inanmaya kapağından başlıyorum: huzur dolu bir deniz manzarasına dalmışken sanki ona seslenmişim de o da hızla kafasını çevirmiş gibi bana bakıyor fotoğrafta. İlerideki ada ve kıyıdaki kayalar biraz tekinsiz hissettirse de meltemin denizden taşıdığı iyot kokusu yüzümüze çarpınca sanki iki arkadaş gibi kendimizi doğanın olağanüstülüğüne bırakıyoruz. Kalben bana bir hikaye anlatıyor, ben de onun söylediği her şeye inanıyorum. Peki onu neden bu kadar samimi buluyorum? Hiç yüz yüze tanışmadığım birisiyle bir sanat eseri üzerinden nasıl böyle özel bir anı paylaşabilirim? Bu sorulara verdiğim olumlu cevaplarda Kalben’in sanatını 10 yıldır piyasanın dişlilerinden özenle sakınmasının, haksızlığa karşı mücadele edenin hep yanında durmasının ve sanatını her yaptığı işle biraz daha ileriye götürmesinin rolü büyük. Kayıp Aşıklar Ülkesi sağlam bir duruş göstermenin ve müziğin gücünün iyiye kullanılmasının yeni bir durağı.

Kalben’in 10. yıl albümü onun kariyerine dair bize ne anlatıyor diye düşünürken ister istemez başka sanatçıların kariyerlerinin onuncu yıllarında neler yaptıklarına göz gezdirdim. Mesela Sezen Aksu ilk 45’liğinden yaklaşık 10 sene sonra Sen Ağlama ve Git’i, Nilüfer de Sensiz Olmaz’ı çıkarıp en klasikleşmiş şarkılarını piyasaya sürmüşler. Sertab Erener Sakin Ol!’dan 11 sene sonra Eurovision’u kazanmış. Kayıp Aşıklar Ülkesi sözleri, müzikalitesi ve bütünlüğüyle yukarıda saydığım mihenk taşlarından aşağı kalmıyor. 2010’lardan beri müzik dinleme alışkanlıklarımız, popüler kültürün akışı ve ülkemiz öyle değişti ki “başarı” bir müzisyen için artık farklı şekillerde ölçülüyor. Ancak bir albümün kalitesini ve önemini ölçerken hâlâ eski yöntemleri kullanabiliyoruz. Bu yüzden Kayıp Aşıklar Ülkesi Sen Ağlama kadar satmayabilir ya da bir Eurovision zaferi olmayabilir fakat hem Türkiye’deki müziğe kattığı değer hem de Kalben’in kariyerinin önemli bir parçası olması açısından bu örneklerle boy ölçüşebilecek seviyede bir “başarı.”

Sözlerin gücü adına

Bir Kalben şarkısını ilk sözlerinden tanırsınız. Kalben şarkıları en büyük acıları ya da en karmaşık hisleri gündelik hayattan örneklerle sakince açıklar. Şarkılarında kaçık çorapların, etrafa dağılmış saçların ya da sevgilinin bizi götürmediği çay bahçelerinin anılarımızın sadece dekoru değil bir parçası olduğunu hatırlatır. Sözlerdeki bu gündelik yaşam ayrıntılarını değme şaire parmak ısırtacak kuvvetli imgeler takip eder. Kalben şarkılarında “Yarayı kapatan aşk yaradan da derin” veya “Sen kal derken hesap yine bende / Ödenmemiş bedeller de öpüşsünler sol cebinde” dediğinde kütüphanenizdeki şiir kitaplarından birini okuyormuş gibi hissedersiniz. Kalben’in sözleri hem Türkiye’de Barış Manço ve Nil Karaibrahimgil’den tanıdığımız bir geleneği devam ettirir, hem de bu geleneği bir adım öteye taşır. Kayıp Aşıklar Ülkesi’nde de gelenekle aşk yaşayan bu ilerlemeyi görmek mümkün. “O Ben Olurum” ve “Kemiklerim Bile Mutlu”nun sözleri gündelik hayatın şarkılarda tanıdık ama yeni bir büyü yaratmasına örnek olurken, “Dağlarına” ve “Düşer Ellerimden” imgenin anlamının şarkılarda melodiyle nasıl katlanabileceğini gösteriyor.

Kalben’in son albümündeki sözlere sinmiş bir politiklik de söz konusu. Albüme adını veren “Kayıp Aşıklar Ülkesi”nde geceler gündüz görmese de her biri bir yıldız olacak kadar güzel yüzlerden bahsediyor Kalben. “Pencerende Meşe”de mor saçlı çocuğun korkusunu gidermek için “Kralların mezarları da dağlara bakıyor” diyor. “Kuzgun”da “Şehrimin duvarlarında çocuk ve kadın isimleri vardı” diyerek bize yaşadığımız günlerin tüyler ürperticiliğini hatırlatıyor. Ancak albümün politik olarak en sert şarkısı hiç şüphesiz “Damarlarımızda.” Şarkıyı daha önce dinlemeyenler için sözlerinden hiçbir yeri bu yazıda paylaşmıyorum. Bunda sözlerin kendine has bir ritmi olmasının, ettiği isyanın yavaşça insanın içine yayılmasının ve muhtemelen 2020’ler Türkiyesini yaşayan gençlerin hissiyatını en iyi anlatan şarkılardan birisi olmasının etkisi var. Bu arada madem yazıya Kalben’in kariyerinin Sezen Aksu, Nilüfer ve Sertab Erener’in kariyerleriyle kıyaslayarak başladım, o zaman “Damarlarımızda”nın gücünü şöyle de tarif edeyim: Bu şarkı “Masum Değiliz”in, “Vur Yüreğim”in veya “Değişir Dünya”nın sadece izinden gitmiyor, onların dinleyicide bıraktığı etkiye denk bir etki vadediyor.

Politiklik konusunda söylemek istediğim son şey “Aşığım Sana”ya dair. Bu şarkının sözleri Onur Ayı’nda etkinlik organize ederken tanışıp birbirine aşık olan iki lubunyanın gücünü ve isyanını anlatıyor sanki. Şarkının kahramanlarının insanı kırıp döken geçmişlerden gelip tüm dünyayı birlikte gezmek istetecek bir aşkın coşkusunu yaşamaya çalışırken “yine tüm dostlar gözaltında” demek zorunda kalması, buna rağmen “ama olsun / ölümde ve aşkta” diye mücadeleye devam etmesi, sonra da “hangi diktanın gücü yeter ayırmaya / sadece iki kelime aşığım sana” diyerek düzene meydan okuması “Aşığım Sana”yı bir lubunya marşı haline getiriyor diyebilirim. Bu şarkıyı sözlerinin bir kısmının hatıra olduğu günlerde özgürce düzenlediğimiz bir Onur Ayı partisinde bangır bangır çalmayı umut ediyorum.

Maksimalist rüzgar ülkemize de uğradı

 2025’e dair nadir güzel şeylerden biri Rosalía’nın Lux isimli albümü ve albümün maximalist altyapısıydı. Lux’ın dünya müzik piyasasında bir istisna değil de yükselen bir trendin müjdecisi olduğunu, Raye yıllardır dört gözle beklenen ikinci stüdyo albümü This Music May Contain Hope’u yayınladığında görmüş olduk. Uzun zamandır popüler müziğin en iyi örneklerinde müzikal bir yoğunluk var. Mesela Beyoncé tek şarkıda beş eski şarkının izlerini bir araya getirirken Rosalía ve Raye anlattıkları hikayenin altına senfonik öğelerden oluşan sapasağlam altyapılar yerleştiriyorlar. Bunu “kulağa hoş gelsin, müzikal altyapıyı zengin göstersin” güdüsüyle değil müzikal altyapı albümün teması ve hikayesini derinleştirsin diye yapıyorlar. Son yıllarda o kadar çok bütünlük konusunda aksayan, bir albümde birden çok albüm fikri barındıran veya sanatçının kariyerine yakışmayacak sığlıkta düzenlemelere sahip iş gördük ki, Kalben’in albümünün dünyada olup bitenleri bir ucundan yakalayan altyapısı bana ilaç gibi geldi.

Kayıp Aşıklar Ülkesi’nin müzikal zenginliğinin ve çeşitliliğinin bir amacı var. Kalben bu albümün 10. sanat yılının bir kutlaması olduğunu ve 10 yıldır biriktirdiği geniş bir prodüktör ailesiyle bu albümü yaptığını söylüyor. Albüme prodüktör ve aranjör olarak destek verenlerden Mehmet Mutlu, Güneş Alpman, Umut Çetin, Güneş Özgeç, Özgür Çıtır, howtokope ve Tuğrul Bafra’nın pek çoğuyla Kalben daha önceki albümlerinde ve single’larında birlikte çalışmış. Buna ek olarak 2020 senesinde Kalp Hanım’ı birlikte yaptığı Genco Arı da “Düşer Ellerimden”in aranjörlüğünü üstlenmiş. Kalben bu albümü aile arasında yapılan bir işe benzetse de sanatçının önceki şarkılarının tekrarlarını dinlemiyoruz. Kalben hem müzikal yolculuğunu özetleyebilmiş, hem de yeni bir müzikal argüman sunmuş. Albümün şüphesiz en önemli işbirliği ise Erkan Oğur’un perdesiz gitarıyla devleştiği  “Kayıp Aşıklar Ülkesi”. Bu şarkıda Oğur herhangi bir şarkıcının herhangi bir şarkısının gitarlarını çalmamış. Her zamanki gibi şarkının sözlerine gitarıyla düşsel bir derinlik katmış.

Bitirirken…

Kayıp Aşıklar Ülkesi’nin Kalben’in 10. yıl albümü olduğunu fark ettiğimde durdum, düşündüm. 10 sene içinde ne çok şey değişmişti hem kendi hayatımda, hem ülkede. Daha Kalben’in ilk albümü çıkmamıştı, beni terk eden sevgilimin ardından ağlarken soundcloud’daki şarkılarını dinliyordum. İlk iki albümünü doktora tezimi yazarken ezberlemiş, pandeminin en korkutucu günlerini Kalp Hanım’la atlatmıştım. Sonra kaç defa sehpamdaki sarı kasımpatlarına bakarak kalbimle oyuncak gibi oynayanlara küfrettim, kaç defa “Kandırma”yı son ses açıp şiir yazdığım defterime bir şeyler karaladım, saymadım. Son 10 yılda ülkede olanlar malumunuz, onlara hiç girmiyorum. Bunları düşünürken fark ettim ki Kalben’in müziğinin esas gücü sadece kalitesinde değil, kariyerini yazının başında kıyasladığım sanatçıların başarabildiği gibi, hayatıma eşlik edebilmesinde gizli. Bu hayatta yolum Kalben’le kesiştiği ve onun anlattığı hikayeyi dinleyebildiğim için çok şanslıyım. Beni ararsanız, bir süre daha Kayıp Aşıklar Ülkesi’ndeyim, sizi de beklerim. Burada melodiler zengin, sözlerse hepimizin ağzından çıkmış gibi.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin