Biz kimden kaçıyorduk?: Kuir alemlerde yol alan firar filmlerine dadandık
Sonunda anlatıcılarının o turuncu günbatımına doğru yola çıktığı, siluetlerin güneşle yavaş yavaş eriyip yok olduğu filmleri biliriz, değil mi? Red Kit’ten günümüze kullanılan bir tema ne de olsa. Bu günbatımında yok olma teması, spagetti western’lerle ana akım anlatıların merkezine oturdu esasında: ana kahraman çeşitli şeyler yaşar, “yolculuğunu” bitirir ve sonunda adaleti sağlamış, belki de sevdiğine kavuşmuş olarak kasabadan ayrılır. Bir süper kahraman arketipi olarak da okunabilecek bu yola çıkış, yeni bir maceraya firar hali izleyeni bir çeşit döngü ve devamlılık fikriyle rahatlatır aslında: “Macera bitmedi, belki bir devam filmiyle geri geliriz ama gelmesek bile, bu insanı benzeri maceralara atılırken hayal edebilirsin.” Bu firar filmlerinin özellikle odağına kuir ve kadın karakterleri alan hallerinin, bir çeşit sistemden, ana akımdan ve hatta karakterlerin alanını sınırlayan filmin çerçevesinden kaçış olarak okunabileceğini düşünüyorum.
Thelma and Louise (1991)
Biri evli, biri bekar iki kadın arkadaşın bir hafta sonu kaçamağı yapmaya karar vermesiyle başlayan film, Louise’in bir adam tarafından tecavüze uğraması ve Thelma’nın adamı vuruvermesiyle macera dozunu artırır. Yolculuk boyunca Louise, hazzı keşfeder, Thelma ilişki kurmayı öğrenir. Kendilerini taciz eden kamyonculara, onlara laf atan ve cevap veremedikleri restoran çalışanlarına ağızlarının payını vermeyi öğrenirler omuz omuza. İki karakterin de kendince özgürleştiği, değiştiği, -hatta filmin ana akım bir Ridley Scott filmi olduğunu unutursak- feminist ikonlar haline geldiği bu filmin sonunda, Thelma ve Louise, Grand Kanyon’a üstü açık arabalarıyla uçarak kadrajdan, işledikleri “suçlar” gerekçesiyle onları hapse atmak isteyen polislerden kaçmış olurlar.

Bound (1996)
Wachoswski’lerin gösterime girdiği dönemde tüm konvansiyonları alt üst ettiği Bound, lezbiyen bir neo-noir denebilir. Bir mafya babasının (Ceaser) femme fatale sevgilisi olarak onunla yaşayan Violet, aynı apartmanda yan daireyi renove etmeye gelen Corky ile asansörde karşılaşır ve olaylar hızla gelişir. Violet ve Corky, -Corky’nin tüm şüpheciliğine rağmen- birbirlerine aşık olurlar ve Ceaser’i soyup birlikte kaçmaya karar verirler. Violet’i heteroseksüel ve aptal sanması ve ondan şüphelenmemesi Ceaser’ın sonunu getirir. Filmin sonunda ikilinin Corky’nin pikabıyla kendi mutlu sonlarına doğru gazladıklarını görürüz.

İki Genç Kız (2005)
Kutluğ Ataman’ın Perihan Mağden’in kitabından uyarladığı film, okulun zengin ve havalı kızı Handan ile kenar mahallelerden birinde yaşadığını filmin açılışında yaptığı ev işlerinden anladığımız Behiye arasındaki yakınlığı merkezine alır.
İkili gençliklerinin onlara verdikleri yetkiyle hem kendi cinselliklerini keşfetmeye çabalar hem de yakınlıklarını anlamlandırmaya çalışırlar. İstanbul’un Harbiye, Balat gibi çeşitli yerlerine giderler, alışveriş merkezlerinde cirit atarlar. Filmin finalinde Handan baskıcı annesinden ve “sistem”den çıkar, Behiye kendi hayatına geri döner: Film bir spiral yapıp kapanır. Behiye’nin hayatı bir süre değişmiştir ama eski haline dönmesi çok uzun sürmez.

Hedwig and the Angry Inch (2001)
Animasyon, müzikal, drama gibi pek çok janrı kendinde birleştirebilen eklektik tarzıyla bu film, Doğu Berlin’den kaçan bir trans ana karakterin çevresinde olanlara odaklanır. Hedwig punk müzik yaptığı grubuyla sürekli yollardadır ancak grupça hep ikinci sınıf yerlerde, restoranlarda çalabilmektedirler.
Bu arada Hedwig’in nemesisi Tommy Gnosis ise ana akım bir yükseliştedir. Film ilerledikçe Hedwig ile Tommy arasında bir ilişki olduğunu ancak Tommy’nin tranfobisinin baskın çıkmasıyla ayrıldıklarını anlarız. Ayrıca, Tommy’nin sahne personasını Hedwig sayesinde keşfettiği ortaya çıkar. Filmin sonlarına doğru bu ikilinin çekişmesi, birlikte bestelediklerini bildiğimiz bir ballad’la sonlanır: Wicked Little Town. Karşılıklı gözyaşlarıyla okunan ve iki karakterin de birbirini aynaladığı, birinin diğerinin yarısı olduğunun anlaşıldığı bu anlar gerçekten de etkileyicidir. Şarkı bittiğinde Hedwig, mekanın arka kapısından çırılçıplak bir biçimde çıkıp gider. Kadrajdan, ün merakından, sahnede olduğu ekstravagant drag karakterinden kaçar.

Bilmemek (2019)
Ana karakterinin softball oynayan liseli bir genç (Umut) olduğu bu film, orta-üst sınıf bir ailenin birbirinden kopuk, hissiz ancak varlıklı dünyasında açılır. Umut, bir grup erkek tarafından tartaklanan bir başka erkek çocuğu gördüğünde işler değişmeye başlar. Umut kurtardığı çocuğun yaralanıp yaralanmadığına bakar ve burada kısa bir yakınlaşma olur. Tam bu noktada seyircinin de bir şey görmesine izin vermeden sahne kesilir. Sonra Umut’a ve sınıf arkadaşlarına bu sahnenin bir güvenlik kamerasından çekilip kaydedilmiş hali bir mail’le yayılır. Soyunma odasında arkadaşları tarafından “gay olup olmadığıyla ilgili” sorguya çekilen Umut, onlara bir cevap borcu olmadığını, çünkü bu soruyu sormaya haklarının olmadığını söyler. Çeşitli sürtüşmelerden sonra, Umut en yakın arkadaşının da kendisini yargılamasına dayanamaz ve yürüyüp gider. Filmin önemli bir kısmı Umut yok olduktan sonra ailesi ve arkadaşlarının yaşadığı pişmanlığa odaklanır. Burada da Umut, onu sorgulayan, onu etiketlemek isteyen hetero-normatif sistemden çıkıp gitmiş olur.

Love Lies Bleeding (2024)
5Harfliler’de yayınlanan başka yazıda da bahsettiğim gibi bu film, tam bir pastiş, ironi ve referanslar yumağı. Vücut geliştirme şampiyonasına hazırlanan Jackie ve onunla aynı spor salonunda çalışan Lou’nun yakınlaşmasıyla başlayan film, Lou’nun tuhaf mafyatik babası (Lou Sr.) ve tacizci eniştesiyle (JJ) karanlık bir anlatıya, Bound’a benzeyen bir neo-noir’a evrilir. Filmin sonunda kötülere cezaları verilir, Jackie ve Lou, kamyonetiyle günbatımına ve yeni hayatlarına doğru yola çıkar. Bu filmi, Bound’a da referans veren bir neo-neo noir okumak da mümkün.

Drive Away Dolls (2024)
Ethan Coen’in güncel işlerinden biri olan bu filmde, aylardır yüzünü sık sık gördüğümüz Margaret Qualley Teksaslı bir lezbiyen rolünde. Bir senedir sevişmemiş arkadaşı Marian’i yanına alan ve bir yolculuk macerasına çıkan Jamie, kiraladıkları arabanın bagajında kilitli bir çanta bulur. Coen’lerin tuhaf ironik polisiye anlatılarına saygıda kusur etmeyen bu film, en az dönemdaşı Bottoms (2023) ve Love Lies Bleeding kadar gençlik ve azgınlık dolu. Çantada ne olduğu ise filmin sonlarına doğru netleşecektir: çantada dönemin önemli politik aktörlerinden Senatör Channel’ın penislerinin ölçüsü alınarak yapılmış birtakım dildolar vardır. Sonuçta iki kız çeşitli maceralardan sonra, birbirleriyle birlikte olmaya karar veririler. İkili çantadan kurtulduktan sonra, macera bitmez; bu sefer onların kendi ilişkilerine dair keşfedecekleri şeyler vardır. Finalde kiralık arabalarıyla ilişkilerinde yeni maceralara yola alırlar.
Evet, yazının başında da bahsettiğimiz gibi, firar filmleri ana akım sistemden, karakterleri sınırlayan kadrajdan çıkma anlatısı olarak okunabilir. Bu bağlamda, özellikle LGBTİ+ ve kadın karakterleri odağına alan filmlerden bahsetmem de boşuna değil. Zira ana akım normları dayatan sistemden, onları sıkıştıran kadrajlardan, kimlikleri sınırlayan kutucuklardan kaçmaya çalışanlar da kuirler ve kadınlar.