“Taraf tutmuyorum” demek de bir taraf: Macklemore neden Ed Sheeran’ın turnesinden çıkarıldı?
Ed Sheeran’ın Loop Tour turnesinin ABD ayağına eşlik etmek üzere programa dahil edilen ve konserlerde Ed Sheeran’dan önce açılışı yapmak için sahne alan Amerikalı rapçi Macklemore, MetLife Stadyumu’ndaki ilk iki konserin ardından turneden çıkarıldı. Sebebi ise malum, 4 Eylül’deki konserinde 90 bin kişinin karşısında yaptığı Filistin konuşması… “Free Palestine” dedikten sonra “Hind’s Hall” adlı parçasını seslendiren Macklemore’un arkasındaki ekranlara Gazze’den görüntüler de yansıtılmıştı. Tabii ki sosyal medyada çok geçmeden başka bir tartışma başladı… Ünlü şarkıcı Pink’in sosyal medyada Macklemore’un Free Palestine konuşmasını antisemitizm olarak yorumladığı paylaşımıyla birlikte harlanan tartışmalar Macklemore’un turneden çıkarılmasıyla daha da ilerledi.
Macklemore yaşananları çok sağlam bir metin eşliğinde sosyal medya hesapları üzerinden paylaştı dün akşam. Şimdi Ed Sheeran düşünsün…
Tarafsızlık da bir taraftır Ed.
İşin asıl ironisi, Sheeran’ın bütün bunlar olurken hâlâ “taraf tutmuyorum” diyebilmesi. Macklemore’un anlattığına göre Gillette Stadyumu’nun sahibi Robert Kraft, Sheeran’ı arayıp Macklemore sahneye çıkarsa stadyumunda konserlere izin vermeyeceğini söylemiş. Diğer stadyum sahiplerinin de Kraft’a katılmasıyla mesele “ya Macklemore ya turne” noktasına gelmiş. Sheeran da ‘‘Ben taraf tutmuyorum’’ diyerek turneye Macklemore’suz devam etmeyi seçmiş.
Bu kararın arkasında çok büyük bir ticari baskı olduğu açık. Ancak Filistin için konuşan arkadaşını programdan çıkarıp stadyum sahiplerinin istediğini yapmak, tarafsız kalmakla açıklanamaz. Sheeran “taraf tutmamayı” seçerken turne de olduğu gibi devam edecek; sahnesini kaybeden ise Macklemore olacak.
Üstelik Macklemore’u istemeyen stadyumlardan biri, yalnızca birkaç ay önce Kanye West’e kapılarını açmıştı. Açık Yahudi karşıtı söylemleri, tasarladığı gamalı haçlı ürünler ve “Heil Hitler” adlı şarkısı Kanye’nin sahneye çıkmasına engel sayılmazken “Free Palestine” sözünün bir anda nefret söylemi muamelesi görmesi, meselenin yalnızca antisemitizm olmadığını düşündürüyor. Bir yanda ifade özgürlüğü, diğer yanda ticari risk; ikisi arasındaki sınırıysa sözlerin içeriğinden çok stadyumların sahipleri çiziyor.
Amerikalı rapçi Macklemore sadece bu turne kapsamında değil, üç yıldır konserlerinde Filistin’e destek veriyor, İsrail hükümetinin politikalarını açıkça eleştiriyor. MetLife’taki konuşmasında da İsrail devleti ile Yahudileri birbirinden ayırmak gerektiğini; soykırıma ve Gazze’de yaşananlara karşı çıkmanın Yahudilere yönelik nefret anlamına gelmediğini özellikle vurgulamıştı. Üstelik sözlerini yalnızca Filistin’le sınırlı tutmuyor: Lübnan’ı, Sudan’ı, Kongo’yu ve ABD’de ICE korkusuyla yaşayanları da aynı özgürlük çağrısına dahil ediyor.
Ancak konserden sonra konuşmanın bütünü değil de ‘‘Free Palestine’’ sözleri büyük tartışma yarattı: İsrail-Amerikan Konseyi (IAC), Macklemore’un turneden çıkarılması için imza kampanyası başlatırken StopAntisemitism hesabı performansı “İsrail karşıtı propaganda” diye niteledi. Pink’in de bu hesaptan bir gönderiyi paylaşmasıyla tartışma büyüdü. Birkaç gün içinde zaten meselenin sosyal medya boyutu geride kaldı…
Kararı kim verdi?
Turnenin organizatörü Messina Touring Group, 14 Eylül’de yaptığı açıklamada bazı stadyumların Macklemore’un sahne almasına izin vermediğini duyurdu. Rapçi programda tutulursa konserler iptal edilecek, yüz binlerce seyirci bu durumdan etkilenecekti. Organizasyonun tercihi turneyi olduğu gibi sürdürmekten yana oldu; Macklemore’un kalan sekiz konserdeki adı silindi.
Macklemore’un aynı gün Instagram’da yayımladığı uzun açıklama, organizasyon şirketinin birkaç cümleyle geçtiği kararın nasıl alındığını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Yazdıklarına göre New England Patriots’ın ve Gillette Stadium’ın sahibi olan Robert Kraft, Ed Sheeran’ı arayarak Macklemore’un Eylül sonundaki iki konserde stadyumunda sahneye çıkamayacağını söyledi. Kraft bununla da yetinmeyip diğer stadyum sahipleriyle de konuşmuş, sonunda Sheeran’ın önüne ortak bir şart konmuştu: Macklemore turnede kalırsa konserlere ev sahipliği yapmayacaklardı.
Stadyum sahiplerinin baskısı açık olsa da son kararı Ed Sheeran ve ekibi vermiş. Macklemore’ın söylediklerine göre Sheeran, Filistin bayrağının ve “Free Palestine” sözünün görüştüğü pek çok kişiyi incittiğini düşünüyordu; telefon konuşmaları boyunca da kamuoyu önünde benimsediği “taraf tutmuyorum” çizgisinden vazgeçmemiş.
İkilinin 13 yıllık arkadaşlığı, meseleyi sıradan bir turne anlaşmazlığından daha karmaşık hale getiriyor. Yani Macklemore öyle anlatmış metninde: Aynı stüdyoları ve sahneleri paylaştığı arkadaşını hikayenin kötü karakteriymiş gibi anlatmamaya çalışmış. (Zaten metni o yüzden bu kadar iyi.) Sheeran’ın çok büyük bir baskıyla karşı karşıya kaldığını kabul ederken, yaptığı seçimin sorumluluğunu da o baskının arkasına saklamamış. Aralarında sevgi kalabilir, hatta bu konuşma yıllarca sürebilir; fakat arkadaşlık, Macklemore’a göre, olanları anlatmamak için yeterli bir neden değil.
Kendisini hikayenin mağduru olarak sunmaması da açıklamanın en güçlü taraflarından biri. Ne kendisi ne Ed Sheeran ne de tartışmaya dahil olan Pink, ona göre asıl mağdur. Hepimizin birer kariyeri, parası, güvenliği ve dönebileceği bir evi var diyor. Gazze’de ve Batı Şeria’da yaşayanlarsa öldürülüyor, aç bırakılıyor ve yerlerinden ediliyor. Macklemore böylece kendi kaybını büyütmek yerine dikkati yeniden Filistin’e çeviriyor.
MetLife videosunun altyazıları hazırlanırken kendisine yardımcı olan bir dostundan öğrendiği Arapça bir söz, neden susmadığını belki de en iyi biçimde anlatıyor: La shukra ala wajeb, yani görev için teşekkür edilmez. Filistin için konuşmayı alkışlanması gereken bir cesaret gösterisi değil, yerine getirilmesi gereken insani bir sorumluluk olarak görüyor. Bunun kariyerine neler kaybettirdiğini de saklamıyor: marka anlaşmaları, sponsorluklar, festivaller, özel konserler, ilişkiler ve sektördeki hareket alanı.
Yine de MetLife’ta sahne aldığı iki geceyi bir yenilgi olarak görmüyor. On konserlik turnenin yalnızca ikisinde yer almış olabilir; fakat iki gece boyunca 90 bin kişinin karşısında “Free Palestine” deme imkanı buldu. Eğer o iki kelimenin bedeli kalan konserlerse ve bütün bu tartışma dikkati yeniden Filistin’e çevirdiyse, Macklemore’a göre turne çoktan amacına ulaşmıştı.
Kanye’ye ifade özgürlüğü, Macklemore’a yasak
Robert Kraft, Macklemore’un anlattıklarını reddetmedi; aksine Gillette Stadium’ın nefret söylemine yer vermeme sorumluluğu bulunduğunu savundu. New Jersey’deki performansın, ekrana taşınan görüntülerin ve Macklemore’un geçmişte antisemitik bulunan bazı davranışlarının kendi sınırlarını aştığını düşünüyordu. Filistinlilerin yaşadığı acıyı kabul etmekle birlikte Hamas’ın sorumluluğunun göz ardı edildiğini öne sürdü ve Filistin halkını desteklemekle antisemitizme karşı çıkmanın birbirine ters düşmemesi gerektiğini söyledi.
Bu son cümleye itiraz etmek mümkün değil; zaten Macklemore’un sahnede anlatmaya çalıştığı da tam olarak buydu. Yahudilere yönelik nefret ile İsrail hükümetinin politikalarına karşı çıkmak aynı şey değil. Filistin bayrağını ve “Free Palestine” sözünü doğrudan antisemitizmle ilişkilendirmek, bu iki alan arasındaki farkı yok ederek gerçek Yahudi düşmanlığına karşı yürütülen mücadeleye de zarar veriyor.
Stadyum sahiplerinin yakın geçmişine bakınca bu gerekçe daha da tartışmalı hale geliyor. Çünkü şöyle bir ‘sıkıntı’ var ki Macklemore’un sahne almasına izin verilmeyen Raymond James Stadium, Haziran 2026’da Kanye West’i iki kez ağırladı. Kanye’nin yıllardır sürdürdüğü Yahudi karşıtlığı herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık: “I am a Nazi” paylaşımı, gamalı haçlı ürünler ve “Heil Hitler” adlı bir şarkı… Konserlerin iptal edilmesi istendiğinde stadyumu yöneten Tampa Sports Authority, Kanye’nin sözlerini kınadı ama ifade özgürlüğünü gerekçe göstererek programı değiştirmedi.
Aradan yalnızca üç ay geçti. Aynı stadyum bu kez Ed Sheeran’ı ağırlamaya hazırlanırken “Free Palestine” diyen Macklemore’un sahneye çıkması sorun oldu. Kanye’nin açık Yahudi karşıtlığı karşısında hatırlanan ifade özgürlüğü, konu İsrail eleştirisine gelince yerini nefret söylemi gerekçesine bıraktı. Açıkça Yahudi karşıtlığı yapan bir sanatçıya tanınan hoşgörünün Filistin’in özgürlüğünü savunan bir müzisyenden esirgenmesi, meselenin yalnızca antisemitizm olmadığını düşündürüyor.
Sheeran da bu arada çok geçmeden sessizliğini bozdu. Açıklamasının girişinde yine “iki tarafın acısı” vurgusu var; İsrail ile Filistin’de yaşananları insani bir trajedi olarak tanımlıyor. Macklemore’un geçen yıl turneye katılma isteğini müziğine büyük saygı duyduğu için kabul ettiğini, turneye eşlik eden diğer sanatçılar gibi onun repertuvarına da karışmadığını söylüyor.
Stadyumların “Macklemore kalırsa konserleri iptal ederiz” şartını da doğruluyor Ed Sheeran ama Macklemore’un konuşmasına değil, mesajın aktarılma biçimine yönelik olduğunu söylüyor. (Ne?!) Kraft’la, organizatörlerle ve her iki taraftan aktivistlerle bir hafta boyunca ortak bir yol aramış; fakat söylediklerine göre son söz stadyumlar ile organizatörlerin olmuş. Açıklama tartışmaya yeni ayrıntılar eklese de temel soruyu cevapsız bırakıyor:
Turneye Macklemore olmadan devam etme kararını kim verdi?
Tarafsızlık kimin tarafında?
Ed Sheeran gibi pek de suya sabuna dokumayan bir popçudan her konuda bir açıklama beklemek kimilerine belki de anlamsız gelebilir. Ancak bu olaydaki kararıyla belki de hiç beklemediği kadar politik duruş sergilemiş oldu. Taraf tutmak istemiyorum diye debelenmiş olsa da…
Üzerindeki ticari baskıyı da diyelim ki anladık: yüz binlerce bilet, yüzlerce çalışan, sponsorluklar, sözleşmeler ve çok büyük bir turne. Yine de bu baskının varlığı kararı apolitik yapmıyor. Stadyum sahipleri “ya Macklemore ya biz” dediğinde Macklemore’u programdan çıkarmak, tartışmanın dışında kalmak değil, gücü elinde tutanların istediğini yapmak anlamına geliyor.
Zaten iki tarafın imkanları arasında herhangi bir denge de yok. Bir yanda stadyumları, parayı ve turnenin devam edip etmeyeceğini belirleyen milyarderler; diğer yanda sahnede Filistin bayrağı açtığı için mikrofonunu kaybeden bir müzisyen. Böyle bir tabloda “taraf tutmuyorum” demek kimseyi ortada bırakmıyor. Sonuç güçlü olanın istediği gibi şekilleniyorsa karar da onun tarafına yazılıyor.
Bu hikayenin sonunda Ed Sheeran’ın turnesi devam ediyor, stadyum sahiplerinin programında hiçbir değişiklik olmuyor, sahnesini kaybedense Macklemore. Kanye West’e ifade özgürlüğü adına açılan kapıların “Free Palestine” sözünün ardından kapanması da stadyum yönetimlerinin neyi koruduğu konusunda yeterince fikir veriyor.