Madonna’nın zafer turu: Confessions II albümüne dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Madonna Confessions II albümünü sonunda yayınladı ve Madonna hayranları olarak rahat bir nefes aldık. Zira korktuğumuz hiçbir şey olmadı ve yazı mükemmel bir albümle karşılıyoruz. Ancak Confessions II sadece bir albüm değil, aynı zamanda bir zafer turu. Albüm Madonna’nın içinde yaşadığımız müzikal ve popüler evrenin mimarlarından biri olmaya devam ettiğini gösteren yeni bir eser. Bize modern dünyanın bu zamanlarına denk gelmemize her gün her an lanet ederken “iyi şeyler de oluyor ya” dedirten, “en azından Madonna’yla aynı zamanda yaşıyorum” diye sevindiren ve şu ara kimilerinin insanlarda görmeye katlanamadığı neşeyi katlayarak artıran Confessions II’ya gelin birlikte dadanalım.

 

Confessions II özünde müzikal özelliklerini değerlendirebileceğimiz bir şarkılar bütünü ancak albüm aynı zamanda sürekli değişen pop piyasasında pazarlama stratejileriyle incelenmesi ve bir deneyim olarak yaşanması gereken bir popüler kültür olayı. Biz Beyoncé, Olivia Rodrigo ve Ariana Grande’nin yeni albümlerini beklerken Madonna Confessions II’nun haberini verince kafalarda birçok soru işareti oluşmuştu. Hepimizin en çok merak ettiği şey Madonna’nın yeni projesini neden gelmiş geçmiş en iyi albümlerinden biri olan Confessions on a Dance Floor’un devamı gibi isimlendirmiş olduğuydu. Albümün birincisi gibi Stuart Price’e emanet edilmesi ve ilk teklisi “I Feel So Free”nin bir dans pisti güzellemesi oluşu umut verse de, Confessions on a Dance Floor’dan beri her albümde ilk tekli sonrası hüsrana uğrayan Madonna hayranları korkuyla kendi kendilerine şu soruyu soruyorlardı: Geçen yirmi yılda Confessions on a Dance Floor’un müzikalitesinin ve etkisinin ötesine geçmekte zorlanan sanatçı bu neredeyse kutsal addedilen albümün mirasından nemalanmaya çalışıp onun hatırasına gölge mi düşürecekti? Fakat 3 Temmuz günü albümü çalmaya başladığımızda bir şey gördük: Çoğu fani için geçerli olan sorular, çıkmazlar veya ikilemler Madonna için geçersiz. Madonna eşsiz mirasını arada sırada kullanıp kenara çekilen bir sanatçı değil. O her yeni işiyle mirasını yenileyen ve her adımda bu mirasa yeni parçalar ekleyen bir sanatçı.

Confessions II’nun müzikal ağırlığı ve pazarlama hikayesi

Confessions II’nun müzikal olarak ne kadar iyi olduğunu anlatmama gerek yok, albüm çoktan “evrensel övgü” kategorisine yükseldi. İlk albüm gibi baştan sona bir DJ seti şeklinde akması, Amerika ve Avrupa’daki dans müziğinin alt türlerini bir araya getirmesi, Madonna’nın neredeyse tüm diskografisine referans verirken yepyeni melodiler ve ritimler yaratması, sözlerinin bugün ihtiyacımız olan neşe ve yeniliği vurgulaması her müzik eleştirmeni gibi beni de kalbimden vurdu. Albümün listelerdeki performansı nasıl olur bilemiyorum, ancak bu yaz evde verdiğimiz partilerde, gittiğimiz club’larda, girdiğimiz herhangi bir dükkanda Madonna’yı tekrar tekrar duymamız yüksek bir ihtimal.

Bu etkide Madonna’nın bu albüm için yaptığı agresif tanıtım çalışmalarının payı oldukça büyük. Madonna bu çalışmalarda albümün müzikal gücünü geri plana hiç atmadı, ancak bu süreçte hem kendi hikayesine referanslar verdi hem de 2026’nın gerçeğini kucakladı. Mesela Madonna albümün tanıtımına biz geylerden başladı. Confessions II’nun ilk partisi Los Angeles’ın meşhur lubunya dostu mahallesi West Hollywood’da bir club’da gerçekleşti. Madonna drag sanatçılarıyla verdiği mini bir konserde “come on gays, don’t let me down gays / haydi geyler, yüzümü kara çıkarmayın geyler” derken kariyerinin birçok noktasında destek verdiği bir gruptan yeni albümün tanıtımında kuvvetli bir destek beklediğini gösteriyordu. Bu destek çağrısının yankı buluşunu daha önce burada yazmıştım. Buna ek olarak sanatçı dünyanın en büyük (ve en tartışmalı) gey buluşma uygulamalarından biri olan Grindr’ı tanıtım çalışmasının en önemli parçalarından biri haline getirdi. Madonna aynı zamanda TikTok ile promosyon anlaşması yaparak platformdaki görünürlüğünü artırdı. Sanatçı ayrıca YouTube’a özel bir kısa film yayınlayarak görseller konusunda bizi başka pop müzik kraliçeleri gibi hayal kırıklığına uğratmadı. (Evet, burada Beyoncé’ye laf çakıyorum.)

Madonna teknolojiyi ve sosyal medyayı oldukça etkili kullanan bir tanıtım çalışması yürütse de kendine has adımlar atmayı ihmal etmedi. 1978 yılında cebinde sadece 35 dolarla New York’a gelen Madonna’nın, bir taksiye binip “Beni her şeyin merkezine götür” demesi ve taksicinin onu Times Meydanı’na bırakması, hakkında en çok anlatılan efsanelerden biri. Madonna kariyerinin 43. yılında yeni albümünün tanıtım konserlerinden birini Times Meydanı’ndaki ekranlardan birinin içine kurulan bir sahnede yaparak hem şehirde hem de uluslararası medyada büyük bir olay yarattı. Madonna’nın New York’ta bedava konser vermesi yeni bir şey değil. Ancak “Madonna bitti” dendikten sonra yeni bir albüm çıkarırken Times Meydanı’nda bir konser vermesi oldukça sembolik bir zafer. Sanatçının uzun zamandır kendi biopic’inin çekilmesi için uğraştığını ve hatta bunun için başrol oyuncusunu bile bulduğunu biliyoruz. Madonna bu albümün sembolik tanıtım hareketleriyle ona hâlâ hayır demeye cüret edenlere günlerini göstermeye devam ediyor desek başımız ağrımaz.

Confessions II deneyimi

Confession II hayatınızın en eğlenceli, en olaylı, en çılgın gecesinin soundtrack’i gibi tasarlanmış bir albüm. “I Feel So Free” bir club’a adım atışınızı, “Good for the Soul”dan “Bring Your Love”a giden bölüm arkadaşlarınızın yavaş yavaş mekana gelişini ve dans pistinde hafif hafif salınmaya başlayışınızı anlatıyor. Albümün şüphesiz en önemli şarkısı “Danceteria” ile dans pisti alev alırken “Bizzare” ve “School” sayesinde aşina olmadığınız müzikal bir büyüyü kanınızda artan alkolün etkisiyle tüm vücudunuzda hissediyorsunuz. Albüm “Fragile”dan sonra vites düşürürken aslında o çılgın gecenin en komik anlarına adım atıyorsunuz. Dans pistinde yeni insanlarla tanışıp neşe dolu bir geceyi paylaşırken kimi arkadaşlarınız çok içtiği için eve erken dönüyor. “My Sins Are My Savior” çalarken bir köşede o gece tanışıp çok iyi anlaştığınız yeni arkadaşınızın aldatılma hikayesini dinleyerek ona hak veriyorsunuz. Evet, yeni arkadaşınla o geceden sonra bir daha görüşmeyeceksiniz. Buna rağmen ona “aman bir erko için değmez kız” diyerek dans pistine geri dönerken “The Test” çalıyor ve son dansınızı ediyorsunuz. Albümün final şarkısı “L.E.S. Girl” çalmaya başladığında ise artık mekanın ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlıyor ve hep birlikte bir şeyler yemeye gidiyorsunuz. Baştan sona dinlediğinizde Confessions II yıllar sonra arkadaşlarınızla “ya o geceyi hatırlıyor musun” deyip başkalarına ballandıra ballandıra anlatacağınız o unutulmaz gecenin inişli çıkışlı hikayesini içinde barındırıyor. Bu yüzden Confessions II her dinlediğinizde yeni bir şey hissedeceğiniz bir neşe topu olarak da görülebilir.

Confessions II, müzikalitesinden tanıtım çalışmalarına, bir popüler kültür mirasının ilmek ilmek işlenişinden deneyim yaratımına kadar pek çok konuda adeta ders veren bir popüler kültür olayı. Başka hiçbir sanatçının hiçbir hareketiyle kıyaslanamayacak kadar kendine özgü bir durum. Madonna başkalarına bakarak bir şeyler üretmek yerine herkesin referansının aslında kendisi olduğunu hatırladığı bir işle karşımızda. Ancak tüm bu çığır açıcılığa rağmen ben bu albümün en önemli özelliğinin dinleyicilerde neşe ve sevinç yaratma isteği olduğunu düşünüyorum. Artık çok az iş hele hele popüler kültürde insanları eğlendirmeyi kendine görev ediniyor. Bu karamsar ortamda Confessions II TikTok’ta tek başına kamera karşısında dans edenleri aşağılamadan onları dans pistine davet ediyor. Madonna’nın son şaheseri zamanın kötülüğünü görmezden gelmeden, bu noktaya gelmek için neler çektiğimizi göz ardı etmeden, her şeye rağmen bugün hayatta kalabilmişken bunun değerini bilmemiz gerektiğini bize hatırlatıyor. Haydi hepimiz dans pistine. Madonna’nın bize anlatacağı daha çok şey var.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin