Nancy Meyers filmlerinin gücü: Ben artık çiçekli kırlentler seven bir kadınım

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Yorucu ve stresli geçen bir iş gününden sonra beni mutlu eden bir sırrımı sizinle paylaşmak için buradayım. İstiyorum ki hepimiz mutlu olalım, sıcacık hissedelim. The Parent Trap, It’s Complicated, Something’s Gotta Give ve The Holiday gibi filmlerin yaratıcısı Nancy Meyers’ın dillere destan estetik anlayışına aşık olmamak imkansız. Yüksek tavanlı, geniş camlı, doğal renklerin ve ağaç işçiliğinin ön plana çıktığı evler tasarlayan Nancy Meyers seyircilerine bir hayal satıyor aslında. Ulaşması güç ama hayal etmesi çok güzel. Çoğunu ilkokulda ya da lisede izlediğim filmleri, bu defa 30’lu yaşlara yaklaştığım bugünlerde tekrar izledim. Görünüşe göre, o eski ben, ben değilim.

@pinterest.mood5

I am obsessed with the Nancy Meyers aesthetic at the momenr #nancymeyersaesthetic #nancymeyers #costalgrandma #youvegotmail #noraephron #softsummer

♬ This Will Be (An Everlasting Love) – Natalie Cole

Bir Nancy Meyers filminin düzeltemeyeceği ruh hali yok desem, kötü geçen her gün sonrası depresyondayım cümlesini kuran insanlardan biri olur muyum bilmiyorum. Ama iyi hissettiren bir hikayenin parçası olmanın konforunu iliklerime kadar yaşıyorum. Nancy Meyers’ın yönetmen koltuğunda oturduğu filmler, romantik komedi tutkunlarının vazgeçilmezleri listesinde üst sırada. Başrollerini Jack Nicholson ve Diane Keaton’ın paylaştığı Something’s Gotta Give’in mutfağında bütün gün oturabilir, çalışabilir, yemek yapabilir ve Instagram’da gördüğüm salata tariflerini deneyebilirim. Şöyle geniş bir mutfak hayali kuruyorum… Tam da “geleneksel eş” akımının TikTok’ta kitleleri ikiye ayırdığı bir dönemde. Merak etmeyin canım, mutfakta tekim. Nancy Meyers filmindeyim. Yazarlıktan kazandığım bir param var. Zenginim, bekarım ve evimi çok değerli antikalarla doldurmuşum. Ömrümün de yarısındayım. Nancy Meyers filmlerindeki kadın temsili, Hollywood’un “ideal kadın” mitinin bir parçası. Neredeyse her film ekonomik geliri yüksek, kariyer basamaklarını tırmanan yalnız kadınların aşkı bulma serüvenine odaklanıyor. Ekonomik gelirim yüksek değil, kariyerim çelişkili ve oldukça yalnızım. Yılbaşında rutin bir şekilde The Holiday izliyorum. Iris’in, karlar içindeki kulübesine saklanıyorum. Nancy Meyers filmleri neden ünlü diye düşünüyorsanız cevap oldukça basit: Karakterleri dünyanın en güzel evlerinde oturuyor.

The Parent Trap, 1998

Bir Nancy Meyers filmi izlediğinizi anlamanın kolay bir yolu var. Mavi, beyaz ve siyahın hakim olduğu, doğal renklerin ön plana çıktığı bir mekan tasarımı kurguluyor Meyers. Karakterlerinin evini daima çiçeklerle dolduruyor. Çoğunlukla mor ya da pembe ortancalarla. Koltuk aralarına mutlaka antika eşyalar ya da aile yadigarları yerleştiriyor. Bazen bir dresuar kimi zaman da geçmişten gelen bir resim. Meyers’ın evleri gerçek bir insanın yaşayabileceği şekilde tasarlanıyor. Bir film setinden daha fazlası yani. Meyers, evlerin tasarımına kişisel dokunuşlarını eksik etmiyor. Kitaplıklar evlerin değişmez bir parçası. Filmlerin ortak noktası beyaz, büyük, üçlü koltuk tercihleri. Ben bir iç mimar değilim, o yüzden söylediklerimi ciddiye almamak da bir seçenek. Ancak Ikea’ya gittiğinizde genelde ilk solda yer alan, oturduğunuzda sizi içine çeken koltuklar var ya. İşte, tam da ondan bahsediyorum.

The Holiday, 2006

#reklam değil

Nancy Meyers filmlerindeki mekan tasarımı, hikayenin ve karakterin hayatının romantikleştirilmesinde karşı konulmaz bir rol oynuyor. Mimar Selim Bey’in kreatif bakışı ve Nancy Meyers’ın estetik yönlendirmesi bir araya gelse nasıl olurdu acaba? Kendinizi kötü hissettiğiniz bir an mı var? Merak etmeyin. Bir Nancy Meyers filmi sizi kendinize getirebilir. Sürpriz ayrılıklar yok, kötü karakterlere rastlamanız çok zor. Şok edici hiçbir şey olmaz. Tuhaf karşılaşmalar, hikayede dengesiz bir karmaşa falan. Asla böyle şeylerle kafanızı meşgul etmeyin. Bunları da geçelim. Nancy Meyers filmleri, izlemesi kolay, insanın içini ısıtan, karakterleriyle arkadaş olmak isteyeceğiniz filmler. Dahası film için dekore edilen oturma odalarında gözle görülür bir temizlik kokusu var. Kokuyu nasıl duyduğumu sormayın. Filmleri izleyin, beni anlayacaksınız. Nancy Meyers filmlerinin seyirci üzerinde yarattığı etki, zaman zaman Türkiye’de yaşadığınız gerçeğini bile unutturuyor. Evlerin idealistik görüntüsüne ulaşmanın ekonomik yükünü sırtlayabilecek biri var mı aramızda? Uygun fiyatlı opsiyon arayanları çeşitli markalara yönlendirirdim ancak işbirliği sayılabilir. #reklam mecburen yazmamak adına isyanımı burada sonlandırıyorum.

@sarahchappellhorton

The vibes in here are vibing. If you are a Nancy Meyers aesthetic girlie who likes to go to the flea markets and antique shops this is for you! #nancymeyersaesthetic #interiordesign #apartmentdecor #homedecor #nancymeyersinteriors #collectedhome

♬ Your vibe original sound – fritzflat

İzlediğim filmlerden çok etkileniyorum

Neyse ki Nancy Meyers, hayalleri yıkmak için değil hayallerde kaybolmak için yazıyor. Meryl Streep’in başrolünde olduğu It’s Complicated’in mutfağını görmek bana dertlerimi unutturuyor ve artık böyle yaşamayı seçiyorum. Yogaya başlayıp Ege sahillerinde kahveci de açardım ama… Sermayem yok. Yazının bu noktasında artık bir itirafta da bulunmam gerekiyor. Son bir yıldır güzel bir mutfağın hayalini kuruyorum. Büyük sofraların olduğu, kahkahaların çınladığı, misafir ağırladığım ve herkese çok güzel yemekler yaptığım hayallerden bahsediyorum. Şokumu tahmin edebilirsiniz. Sırt çantasıyla 15 ülke dolaşıp her 15 günde bir duş aldıktan sonra macera duygumu mu kaybettim acaba? Hayır. Bu hayallerin sebebi Nancy Meyers. Kabul ediyorum, filmleri tekrar tekrar izleyerek etkilenmiş olabilirim. Ne de olsa henüz 14 yaşındayken izlediğim Eat, Pray, Love sonrası evlenip boşanmayı ve dünyayı gezmeyi de hayal etmiştim. Of, bu çocuk izlediği filmlerden çok etkileniyor memur bey.

Ne demek feministlik askıda?

Suçlu hissetmekten kendimi alamıyorum. Duvarlara vurun hemen. Kaşlar, gözler, seni bizi izler. Yaşamım çiçekli kırlentler, oda kokuları ve dekoratif mumlarla bölündü. Bu panikle hatırı sayılır birkaç gün geçirdim. Feministliğime zeval geldi sandım. Ancak fark ettim ki ben hala bağımsız ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım. Sadece… Yemek yapmayı seviyordum. Dahası büyük bir ailede büyümüştüm ve çocukluğum 10-15 kişilik yemeklerin hazırlandığı, devasa sofralarda geçmişti. İnsanların birbirini arayıp sorduğu, ölenle ölünen, doğanla yeniden neşelenen bir aileydik. Dolayısıyla, şu sonuca vardım: Fazla sayıda Nancy Meyers filmi izlemiştim ve çok büyük bir ailem vardı.

Sofralar kurmak istiyorsam kuracaktım! Çiçekli kırlentler almak istiyorsam alacaktım tabii. Beni kimse durduramazdı. Belki de artık başka bir kadındım ve o kadını da sevmem gerekiyordu. İçinde bulunduğum çıkmazı anlıyor musunuz? Bir yanda kadının toplumdaki rolünün aile ve evlilik kurumuna indirgenmesine karşı verdiğim mücadele, diğer yanda isim kartlı deterjanlık satın alma isteğimin giderek artması. Fakat her halimle feminist olabilirdim, geleneksel kalabilirdim ve bağımsızlığımın şanını yine sürebilirdim. Sürdürülebilir feministlik diye bir şey var mı? Yoksa acilen birilerinin kolaylaştırıcılığında bunu konuşmamız lazım.

Öte yandan Nancy Meyers’ın kadın karakterlerinin eğitimli, kariyer sahibi ve bağımsızlığına düşkün olduğunu da belirtmekte yarar görüyorum. Bu kadın karakterler, geleneksel yönü ağır basan özellikler gösterseler de var oluşlarından zevk alan kadınlar. Aşırı mutlu hayatlarını görmek ara sıra kıskançlıktan mahvolmama neden oluyor. Ne var ki Nancy Meyers yeni bir yönümü de keşfetmemi sağladı. Büyük Usta Seda Sayan’ın da dediği gibi, ben ev düşkünü, evimin kadınıyım, evimi seviyorum. Yolda olmayı, hareket etmeyi ve macera yaşamayı seven tarafıma bu sıralar ulaşılamıyor. Var oluşumdan henüz tam bir zevk alamıyorum ne yalan söyleyeyim. Ama bir Nancy Meyers filminin buna da çözüm bulacağına yönelik inancım tam. O zamana dek ismini vermekten kaçındığım markaların ev bölümünde mavi desenli tabakların indirime düşmesini bekleyeceğim. Feminist, radikal, marjinal, duyarlı ama aynı zamanda geleneksel ve vurdumduymaz olacağım. Görüyor musunuz? Bir film insana neler düşündürüyor.

Ha bu arada, bu satırları yazarken bir sonraki seyahatimi planlıyorum. Ama inanın eve dönmek gibisi yok.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin