Yunan mitolojisinde binbir gece, sonsuz masallar: Percy Jackson’ın dönüşüne dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Yıllarca bekledik, ısrar ettik, didindik. Nihayete de erdik. Rick Riordan’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Percy Jackson and the Olympians, Disney+’taki yerini aldı. Melez Kampı’na dönmenin mutluluğu bir yana, hayal kırıklıkları diğer tarafta. Yeni yüzler, bildiğimiz bir hikaye, ama bir şeyler tam oturmamış gibi. Gelin, birlikte çözümleyelim.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken Rick Riordan, Yunan mitolojisine merak salmış. Zeus ve Danae’nin oğlu Perseus’tan ilhamla, sonsuz maceralara kapı aralayan Percy Jackson serisini yaratmış. Hikayenin sonrası epey tanıdık. Logan Lerman’ın başrolünde olduğu film hala akıllarda. Disney, birkaç yıl önce seriyi yeniden ekrana uyarlamak istediğini söylediğinde heyecandan yerimizde duramamıştık. Bugün, biraz şüpheci, temkinli, tabii ufak hayal kırıklıkları da içimizde Disney’in uyarlamasını tartışıyoruz.

Mitoloji meselesi şekerim

Seriden bir haberseniz, malumu olduğu üzere Yunan mitolojisine çoktanrıcılık hakim. Zeus, Poseidon, Hades, Athena, Ares, Hermes, Demeter… Liste uzayıp gidiyor, inanın hepsini akılda tutmak güç. Rick Riordan’ın kaleme aldığı seri, rivayet edilen bu tanrıların hikayesine farklı bir bakış açısı getiriyor. Riordan’ın yarattığı dünyada tanrılarla insanların birlikteliğinden yarı tanrılar doğuyor. Ya da kısaca melezler de diyebiliriz. Percy Jackson bu melezlerden biri. Hain kötülerle savaşmak ve yeteneklerini geliştirmek üzere, Melez Kampı’nda eğitim görüyor. Maceradan maceraya koştuğu iki arkadaşı daha var. Annabeth ve Grover. Bu anlattıklarım tanıdık geldiyse, hayatınızda en az bir kez fantastik bir roman okumuş veya bir film izlemiş olmalısınız. Seri, 2010’da beyazperdeye taşınmış; ancak beklenen gişe başarısını elde edememişti. Laf aramızda kalsın ama hayranlar da pek memnun değildi. Disney+’ın uyarlaması daha mı iyi dersiniz?

Senarist koltuğunda oturan Rick Riordan’ın hikaye üzerindeki hakimiyeti belirgin. Geçmiş uyarlamaların makus talihini bir kenara bırakmak istercesine senaryoya sarıldığını düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Ancak Riordan’ın bir senarist değil, yazar olduğunu unutmamak gerekiyor. Kitap yazarlarının, senaryoya açık veya örtülü müdahalesi ortaya iyi bir sonuç çıkacağının garantisini vermiyor. Riordan dışında hikayede çalışan çok sayıda senarist olsa da senaryodaki dalgalanma, izleyiciye de yansıyor. Akış hızlı, karakterlerle özdeşleşmek bir hayli zor. Sahneler arasındaki katman kalın, yumuşak geçişlerden ziyade sert bölünmeler göze çarpıyor. Öte yandan hikaye, bu defa çok daha doğrucu bir yerden anlatılıyor.

Aydınlanma kültürü dersen, o da var

Sally Jackson, ayakları yere basan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Grover, hatası için özür diliyor, Annabeth sert ve hiçbir koşulda taviz vermiyor. Percy’de de gözle görülür değişiklikler var. Tabii bu yorumda bulunurken kitap serisini okumamın üzerinden yaklaşık 12 sene geçtiğini de vurgulamakta fayda görüyorum. Ancak Percy’nin kitapta ilk okuyuşta dikkat çeken zekası, atikliği ve kontrol mekanizması dizide varlık bulmuyor. En azından şu an için.

Aman aman nerelere geldik

Dizideki görsel yapının inşası tatmin edici olsa da Melez Kampı’nın Survivor’ı andıran bungalov evleri tatsız bir izlenim yaratıyor. Poseidon’ın Percy’i oğlu olarak tanıdığı sahne, düşük bütçeli bir bilgisayar oyununu anımsatıyor. Dizinin ilk bölümü yer yer boğucu bir atmosfere, derinlikten uzak diyaloglara sahip. Bu durumun ilerleyen bölümlerde karakter gelişimine de yansıması muhtemel. Kitap serisinin film uyarlaması, genç yetişkinleri hedef alırken dizi özellikle 7-12 yaş grubundaki çocukları kendisine yoldaş seçiyor. ‘‘Aile dizisi olmaya ant içmiş bir uyarlama, Tartaros’u ekrana nasıl taşıyacak?’’ sorusunun cevabı ise henüz verilmiş değil. Hikayenin karanlık yönünü, +13 yaş sınırını koruyarak ele almanın zekice yollarını bulmaları gerekiyor. Basit bir CGI düzenlemesinin, bu sorunu çözemeyeceği açık. Aksi takdirde, yeraltı dünyası görsel efektlerin gölgesinde kalır.

İstek değil ihtiyaç

Dizinin ikinci sezon onayı alıp almayacağı da bu anlamda önemli. Disney, Netflix gibi seri üretim yaptıktan sonra üretim tabanını tıkamıyor. Ancak yine de endişelerimiz baki. Netflix’te yayınlanan Lockwood & Co. umut vadeden hikayesi ve karizmatik karakterlerine rağmen ikinci sezon onayı almadı malum. Fakat Percy’nin gelişi, Stranger Things’in araya yıllar giren hikayesi, Shadow and Bone’un her ihtiyaca karşılık verememesi derken genç yetişkin hikayelerine ne kadar ihtiyacımız olduğu da ortada.

Bu hikayelerin varlığı büyüme çağındaki gençlerin uğrak noktası, kaçış rotası. Gerçek hayatın aşırılığa kaçan can sıkıcılığını üzerimizden atmak için de birebir. Greta Gerwig’in yönetmenliğini üstleneceği Narnia Günlükleri ve Netflix’e bir ara geleceğini umduğumuz yeni Avatar serisi de radarımızda. HBO’nun Harry Potter için kolları sıvadığı gerçeğini göz ardı ediyorum, o başka bir yazının konusu.

Şimdilik Percy Jackson’ın nicedir hak ettiği ilgiyi ve alakayı görmesini dilemekten başka yapacak bir şey yok. Serinin nasıl ilerleyeceği, Rick Riordan’ın ne gibi sürprizler hazırladığı belirsiz. Disney’in uyarlamasına çekinceli yaklaşsak da sıcak bir yuvaya dönmenin rahatlatıcı hissini cebimize dolduruyoruz. Yıllar sonra, yeniden, yepyeni yüzlerle, tanıdık bir dünyaya adım atmanın 30’lu yaşlara merdiven dayayan yazarınız için anlamı büyük. Hem zaten Hollywood, eski hikayeleri dördüncüye ısıtılan pilav misali önümüze koymaya devam edecek.

En azından keyfini çıkaralım.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin