Röportaj: Franz Rogowski ile Bird karakterinin kanatlarında bir yolculuğa çıkıyoruz
Franz Rogowski’nin simasına aşina olmamak elde değil. Son birkaç senedir bağımsız sinemanın vazgeçilmez yüzü haline gelen Alman asıllı oyuncu Ira Sachs, Christian Petzold ve Terrence Malick gibi çağdaş sinemada çığır açmaya baş koymuş yönetmenlerle bezeli bir filmografinin baş karakteri. Bizi 20 dakikalık Zoom röportajında bir araya getiren ise işçi sınıfı İngiltere’sinin dışlanmış, asi gençlerinin hikayelerinin acı-tatlı anlatıcısı Andrea Arnold’ın Bird filmi oldu.
Rogowski’nin canlandırdığı karakterlerin bir ortak özelliği varsa o da kelimelere dökmenin neredeyse ziyan edeceği dürtüsel bir fiziksellik, kamera lensinden taşındığı her yere ışık huzmesi olarak erişen bir yaşam arzusu… Sevinci değil, arzusu.
Rogowski bu filmde yaşamın ağırlaştığı bir evde, yetişkinliğe uzanan yolun ilk adımlarını korkak bir cesaretle atmaya başlayan Bailey’nin kapısını çalan tuhaf Bird’ü canlandırıyor. Nykiya Adams’ın hayat verdiği Bailey karakteri için bir nevi koruyucu melek görevi gören Bird, marjinalleştirilmesinin hem sebebi hem de sonucu olan gerçek-dışı bir enerjiye sahip. Rogowski’nin danşçı geçmişinden edindiği yetenekleri, karakterin içgüdüleri, korkuları ve arzuları ile iç içe geçiyor ve ortaya dilediği gibi hoplayıp zıplayan, yerden yüksek bir yapının üstünde tüneyerek parçası olamadığı hayatın akışını merakla gözlemleyen Bird çıkıyor.
Rogowski’nin kamera önünde büründüğü hayatların yaşam arzusu da tam olarak bu noktadan yeşeriyor; duyguların, düşüncelerin ve arzuların filtreden geçmeden fiziksel aleme yansımasıyla, senaryo fark etmeksizin, Franz ile uçsuz bucaksız meraklara, insan olma tecrübesinin gebe olduğu iyi-kötü tüm olasılıklara yelken açıyoruz.
“Şu an birbirimizle konuşuyoruz, birbirimizi tanımıyoruz ve aslında benim görebildiğim tek şey telefonum ve onun üzerindeki birkaç piksellik görüntü. Nasıl oluyorsa ben seni görebiliyorum, seninle bağ kurabiliyorum ve bir oyuncu olarak benim için en önemli şey de bu” diyor Franz kısa görüşmemizin sonlarına doğru. İlk önce ciddiyeti bir kenara bırakarak hayranı olduğum Franz ile bağ kurduğumuza dair söylenen bu sözler üzerine inanılmaz heyecanlanıyorum 🙂 Daha sonra oyuncunun her gün birlikte metroya bindiği, yanında kahve içtiği ve aynı kamusal alanları işgal ettiği yabancılara dair işlenmemiş merakının ne kadar da Bird’e benzer bir özellik olduğunu düşünüyorum. “Görüşürüz” diyerek röportajımızı bitiriyoruz ve gerçekten umuyorum ki tekrar görüşeceğiz!
Çekimlere başlarken canlandırdığın Bird karakteri hakkında pek bir şey bilmediğini belirtmiştin. Bu koşullar altında çalışmak, detaylara hakim olmadan ekibine güvenebilmek için birlikte çalıştığın yönetmenin oldukça özel biri olması gerekir. Andrea hakkında hangi özellik seni onunla çalışmaya çekti?
Andrea’nın iyi bir yönetmen olduğu gerçeği. Artık etrafta çok fazla iyi yönetmen yok, günlerimin çoğu okuması oldukça zor ve açıkçası pek de etkileyici olmayan senaryoları incelemekle geçiyor. Andrea dönemimizin en etkileyici yönetmenlerden biri, en azından benim için, dolayısıyla bana ulaştığında çok şaşırdım. Telefonda konuştuğumuzun ertesi günü onunla akşam yemeği için buluştum, Londra’dan bir uçağa atladı ve beni Zürih’te setimde yakaladı.
Teklifi ve filmle ilgili her şey çok ilgi çekiciydi, bana sunduğu Bird rolünü bitmiş bir senaryo üzerinden tanıtmıyordu, karakteri adeta kendi içinde yaşıyordu. Genelde bir projeye başlamadan, rolü kabul etmeden önce bir yönetmenin halihazırda ismini duyurmuş olduğu işleri ve kanıtladığı tarzını inceleyerek fikrimi oluştururum. Filmin dünyasının ve hikayesinin katmanlarını aralayarak oynayacağım karakterin bu hikayedeki rolünü göz önünde bulundururum. Bird ise bundan farklıydı, bu projenin aynı zamanda Andrea için kişisel bir süreci simgelediğinin farkındaydım ve beni de bunun bir parçası olmaya davet etmesi çok hoşuma gitti. Tüm detaylara hakim olmamak muazzam bir belirsizlik yarattı. Tek bildiğim şey Andrea’nın aklında pek çok ilginç fikir olduğu ve bunları hayata geçirmek için heyecanının olduğuydu ama karakterimin canlandırmak istediğim ya da hikayeye yön veren bir karakter olup olmadığını bilmiyordum. Açıkçası kararımı tamamen Andrea’ya bir sanatçı olarak duyduğum hayranlığa güvenerek verdim.
Bird karakterine hazırlanırken elinde bir senaryo yoktu. Doğaçlama ya da çekim gününde sana söylenen direktifler üzerinden role hazırlanman gerekiyordu. Bunu yapabilmek için Andrea ile aranızdaki güveni nasıl oluşturduğunuzu merak ediyorum.
Bir projeye başlarken genelde iki seçeneğiniz vardır. Birincisinde senaryonun ve hayat vereceğin karakterin dünyasına hakimsindir. Diğerindeyse, ki bence bu en iyisi, sana güvenen ve o dünyayı inşa edebilmen için sana yol açan biriyle çalışıyorsundur ve o kişiye tamamıyla güveniyorsundur. Bird teklifinin bir nevi Andrea’yla bir maceraya çıkma daveti olduğu başından beri barizdi. Tuhaf bir karakter olan Bird aracılığıyla Nykiya’nın hayat verdiği baş karaktere eşlik etmektense aslında bir bakıma Andrea’ya eşlik ettiğimi hızlıca fark edebildim. Bu yolculukta onun eşlikçisiydim, bu filmi onunla beraber yaptım, başardım.
Sete geliyorsun, günlük yönlendirmelerini alıyorsun ve okuyorsun, hazırlanıyorsun, giyiniyorsun… Bird sürecindeyse bazen çekim için doğru anı yakalamak için iki, üç saat beklediğimiz olurdu ve bu sırada çimlerin üzerinde oturup ışığın doğru bir şekilde vurmasını, sahnenin bir parçası haline gelebilecek bir komşunun evine dönmesini beklerdik. Bu filmi çekerken alıştığım bir rutine sadık kalamayacağımı algılamam gerekti ama ismi Bird olan bir filmde Bird karakterini oynuyordum ve belki de bunun tam olarak ne demek olduğunu bilmiyorum. Önemli olan Andrea’yla beraber olmamdı. Bazen hissettiklerimizi ekrana taşırız ama bu her zaman bir kamera aracılığıyla gerçekleşmek zorunda değil.
Bunu düşünen sadece ben miyim bilmiyorum ama Bird sence bir yeni nesil süper kahraman mı?
Belki de bu soruyu Andrea’ya sormalısın. Bana sorarsan Bird kendi başına bir süper kahraman olmaktan ziyade Andrea’nın kendi çocukluğundan hatırladığı ve tanıdığı farklı Andrea’lardan biri. Çocukken birinin bir gökdelen üzerinde dikilip onu gözetlediğini ve bunun kendi içinde uyandırdığı enerjiyi hatırlıyor ve bence o hissi hâlâ sonuna kadar hissedebiliyor.
Kariyerine bir dansçı olarak başladın. Bird’e özel kurguladığın bir koreografin oldu mu, onu hiç bir dansçı rutinine soktuğunu hissettin mi?
Bird ile Bailey’nin ilk karşılaşması doğaçlama gelişti. Bird’ün onu uzaktan gözlemlediğini ve sıklıkla bir çit, balkon, duvar ya da ağaç gibi hafif yüksek yerlere tünediğini fark ettim. Bu gerçekten planlanmış bir şey değildi, bir anda oluverdi ve çekimlere çoğunlukla bu şekilde devam ettik. Dolayısıyla Bird her zaman yüksek bir yerlerden bakıyor; bir çatıda, bir balkonda ya da bir kirişin üzerinde… Bu bana çağdaş dansçı olarak geçirdiğim yılları hatırlatmıştı.
Bird ilginç bir karakter, bir sürü çocuksu niteliklere sahip. Bailey’nin büyüme yolculuğunda, hikaye bağlamında hâlâ çocuksu, genç bir bakış açısına sahip bir karakteri canlandırmak senin için nasıldı?
Bu sanırım sadece benden kaynaklanan bir şeydi. Muhtemelen role bürünürken çok ciddi görünmeye çalışıyordum ve bu senaryo içerisinde çocuksu bir simaya tercüme etti. Şahsen derinlik ve çocuksuluğu aynı anda tecrübe etmenin olabilecek en güzel şey olduğunu düşünüyorum çünkü komedi ve dram da birbirine oldukça yakındır. Bir oyuncu olarak hayatımdaki en iyi anlardan bazıları gözyaşı ve kahkahaya neredeyse aynı anda boğulduğum anlar. Bird’de bazı çocuksu unsurlar yakaladıysanız ne mutlu bana. Bilerek çocuksu olmaya çalışmadığımı düşünüyorum. Bu Bird’ün kullanmayı tercih ettiği kelimelerden, kendini taşıyış biçiminden de kaynaklanıyor fakat bu özellikler aslında Andrea’nın zihninin ürünü, karakter böyle tasarlandı. Kendi dünyalarında yaşayan kişileri düşündüğümüzde aklımıza çocuklar gelir çünkü yetişkinler hayal kurmayı bırakıp sadece görevlerini yerine getirmeyi öğrenmişlerdir. Eğer bir yetişkinsen maaşını alırsın ve artık Bird olmaktan çıkarsın.
Bir röportajında bazen canlandırdığın karakterlerle ilişki kuramamanın sana ilham verdiğini okumuştum. Bird bir nevi gerçek dışı bir karakter, onunla bağ kurabildin mi?
Kişisel hayat kurgusal karakterin hayatıyla daima belli bir raddeye kadar çakışır çünkü insanlar olarak çoğumuz benzer duyguları yaşıyoruz, insan olma tecrübesi tekil bir şey. Dolayısıyla bir karakterin iç dünyasını renklendirirken hep kendi tecrübelerimden destek alırım. Sanırım genellikle karakterin kendisine bürünmeyi hedeflemekten ziyade karakterin içinde bulunduğu durumları anlamaya ve ardından amaca hizmet eden bir rutin ve yapı inşa etmeye özen gösteriyorum. Bunu çok daha özgürleştirici buluyorum. Yani dönüştüğüm kuru limonu sıkıp bir damla daha çıkarmaya çalışmak yerine, o anda sahnedeki karakterler arasındaki ilişkinin aslında neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Duygu yüklü iletişimleri bir harekete dökebilirsiniz ve bu hareketin belirli bir ritme bürünmesi gerekir. Hayatınla ilgili hassas bir detayı paylaşırken karşındaki kişinin gözünün içine bakar mısın? Yoksa fazla kişisel bulduğun için bakışını kaçırır mısın? Bu kişiyle fiziksel bir temasta mısın yoksa bu fazla mı gelir? Ya da belki bu ritmin içinde bir dönüşüm mü mevcut? Başta biraz mesafeli olup konunun derinliklerine yelken açtıkça bir pencereye varırsınız, aniden ışık değişir ve ikiniz de cama çok yakınsınızdır, gün ışığını teninde hissediyorsundur ve bu duygusal bir tepkimeye yol açar. Oynadığım karakterin duygu dünyasındansa canlandırdığım sahnenin gerçekliklerini kullanarak o dünyayı inşa ediyorum. Canlandırdığım karakterin ne hissettiğini biliyormuşum gibi yapmak hiçbir zaman faydalandığım bir şey olmadı çünkü açıkçası ne hissettiğini bilmiyorum. Tek bildiğim aç ya da depresif olduğum, sevişmek istediğim ya da yalnız hissettiğim, belki de güzel bir gün geçirdiğim. Bu canlandırdığım karakteri besleyen bir şeyden ziyade üzerine tuğlalar eklediğim bir temel.
Mesela şu an birbirimizle konuşuyoruz, birbirimizi tanımıyoruz ve aslında benim görebildiğim tek şey telefonum ve onun üzerindeki birkaç piksellik görüntü. Ama nasıl oluyorsa ben seni görebiliyorum, seninle bağ kurabiliyorum ve bir oyuncu olarak benim için en önemli şey de bu.
Bird karakterini canlandırmak seni nasıl değiştirdi?
Sanırım benim için değişen şey Andrea’nın bana nasıl avcı olunacağını öğretmesiydi, zarif bir avcı. Andrea çok güçlü ve varoluşsal duygulara gebe, arzuladığını elde etmek için öldürür ama asla bir sineğe zarar vermez. Kendisi dışında kimseye baskı yapmazdı, kendi üzerinde çok baskı kurardı. Onunla çalışırken tecrübe ettiğim bu güç ve nezaket karışımı tavır sanırım bu projede benim için en değerli deneyim oldu. Bunu asla unutmayacağım.
Andrea Arnold’ın son filmi Bird, şimdi sadece MUBI’de.