Saraçhane’den gençliğin yükselen sesi: “Özgürlük sokakta, sandıkta değil!”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında sahte diploma iddiaları üzerine başlatılan soruşturma, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nin diplomayı iptal etmesiyle sonuçlandı.
Hepimiz bu krizin neler getireceğini düşünüp gündemi takip etmeye çalışırken ertesi sabaha çok daha büyük bir kaosla uyandık: İmamoğlu, 19 Mart sabahı 87 kişi ile birlikte gözaltına alındı. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından Türkiye’nin birçok şehrinde yurttaşlar karara ve artan siyasi baskılara tepki göstermek için sokakta. Bu grubun başında da üniversite öğrencileri var… 19 Mart günü İstanbul Üniversitesi, ODTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesi başta olmak üzere birçok üniversitede protesto ve gösteri yürüyüşleri başladı. Sonrası dalga dalga geldi, yayılmaya da devam ediyor.
Sokağa çıkmanın çok uzun zamandır kriminalize edildiği, sokakların yerini klavyelerin aldığı, “akil” insanların sakinlik çağrısı yaparak meydanları ıssızlaştırdığı Türkiye’de iki gündür genci yaşlısı ve hatta sokak hayvanları sokaklarda, meydanlarda. Nostaljinin sıcak ama bir o kadar da rehavete kaptıran tehlikeli kollarına düşmeden, Saraçhane’nin iki günü nasıldı; anlattık…
Kapak Fotoğrafı: Furkan Yavuz
“Aslında İmamoğlu’nu sevmiyorum ama gelmezsem olmazdı”, “Yarın derse gitmeyeceğim”, “Akşam nasıl döneceksin”, “Diploma iptal oldu haberi düştü, iki dakika sonra annem aradı!”, “Ya çağırsın her yere giderim, boş boş konuşuyor”, “Filistin’e destek eylemine gelmiş miydi mi o?”
Bunlar, Saraçhane’ye giden yolda kulaklarımın gençlerden yakaladığı cümleler.
İki gündür Saraçhane’ye giden ve yaşananları takip eden onlarca gazeteciden biriyim. 30 yaşıma girdiğim bu yıl, onlara “gençler” demek hiç hoşuma gitmese de başka çarem yok. Metroda konuşmalara kulak kabartıyorum, –bir zamanlar yaşlı teyzelerin yaptığını düşündüğüm gibi– genç arkadaşların sohbetlerine dahil olmaya çalışıyorum, sorular soruyorum.
Siz bu yazıyı okurken üniversite öğrencileri Saraçhane’de toplanmak için buluşmuş, yolları aşmaya çalışıyor olacak. Ben de size geçen iki günü, Saraçhane notlarını (ve biraz da eylem modasını) naçizane anlatmaya çalışayım.
OHAL’ler, sokağa çıkma yasakları, kayyımlar, doğal afetler, kadın ve LGBTİ+ cinayetleri, hak ihlalleri, gazetecilerin, siyasilerin, aktivistlerin tutuklanması, gasp edilmiş yargı, hayvan katliamları, işçi hakları, ekonomik krizler, açlık… Atladıklarım için sonra kendime kızacağım, ama uzun zamandır hak, hukuk, adalet ve ifade özgürlüğünden fersah fersah uzak günler yaşıyoruz.

Bu aynı zamanda sokağa çıkmanın, eylem yapmanın bir hak olmaktan çok “öcüleştirildiği” günler oldu bizim için. Gezi Parkı’ndan beridir bu denli kitlesel ve süregelen eylemler yaşanmadı. (En azından Türkiye’nin doğusundan batısına tüm kentlerinde diyelim.)
İki gündür Saraçhane’de en çok buna atıf yapılan sloganlar atılıyor. “Özgür, bizi Taksim’e çağır”, “Her yer Taksim her yer Direniş”, “Özgürlük sokakta, sandıkta değil!” sloganları halkın sokakları özlediğini ve yurttaşlık haklarını kullanmak istediğinin en büyük kanıtı oldu.
İlk güne, 19 Mart’a dönelim… İmamoğlu’nun sabah saatlerinde gözaltına alınmasının ardından Taksim metro istasyonu kapatıldı, İstanbul’a gösteri ve eylem yasağı getirildi, Vatan Caddesi’ndeki yollar kapatıldı. Tüm bunlar olası eylemleri ve toplanmaları engellemeye yönelik hamleler olsa da İstanbul’daki yurttaşların büyük bir bölümü Saraçhane önüne geldi.
Kitlenin büyük bir çoğunluğunu gençler oluştursa da her yaştan insan vardı. İlk gün CHP genel başkanı Özgür Özel’in 20.30’da başlayacak konuşmasından önce kalabalık toplanmaya çoktan başlamıştı bile. Ancak üç saati aşan bir bekleme süresi demekti bu. Yine de alanda birbirinden farklı sloganlar atılıyor, zıplanıyor, ıslıklar ve alkışlar yükseliyordu. Bazılarında sesler daha gür çıkarken bazıları daha seyrekti. Ama herkesin coştuğu ortak bir an var: Hoparlörden yükselen Ekrem İmamoğlu sesi… İki gündür bu ses her duyulduğunda alkışlar artıyor.

Fotoğraf: Ilgaz Gökırmaklı
İlk gecenin siyasilerin söylemleri açısından bir hayal kırıklığı olduğunu ancak gençlerin söylemlerinin karşılık bulmasıyla ikinci günün çok daha coşkulu geçtiğini söyleyerek başlayalım. İlk gece, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu burada konuşma yaptı. Özgür Özel’in konuşması sık sık “Özgür bizi Taksim’e çağır”, “Her yer Taksim her yer Direniş” sloganlarıyla kesildi. Sık sık duyulan bir diğer slogan ise “Özgürlük sokakta, sandıkta değil!” oldu.
Gençler seslerini duyurmak, meydanlara sokaklara gelerek bu taleplerini haykırmak istiyordu. Konuştuğum birçok genç arkadaşın ortaklaştığı nokta da bu oldu, “Sadece İmamoğlu için değil, her şey için geldim.” Artan siyasi baskıların, gelecek endişesinin, hukuk güvenliğinin olmadığı Türkiye’de İmamoğlu’nun göz altına alınması -genç, yaşlı fark etmeksizin- birçok yurttaş için bardağı taşıran son damla oldu diyebiliriz.
Öğrenciler barikatları aştı
Aslında herkesi harekete geçiren ilk görüntü de İstanbul Üniversitesi öğrencilerinden geldi. Kampüste toplanan öğrenciler, ana kapıya yürümeye başladı; “Aç aç barikatı aç” sloganları attı. Biber gazı ile müdahale edilen öğrenciler barikatı aştı ve Beyazıt Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Aynı gün Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencileri de protesto yürüyüşü yaptı. Öğrencilerin 5. Yurt önünde başlattığı yürüyüş, 100. Yıl Pazarı’nda basın açıklamasıyla sona erdi. Yürüyüş sonrası öğrenciler, Kızılay yönüne gitmek isterken polis barikatı ile karşılaştı. Polis, öğrencilere biber gazı ile müdahale etti, çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.
20 Mart günü CHP’nin Saraçhane çağrısı tekrarlandı. Öğrenciler de eylemlerini kampüs dışına taşımaya başladı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere dokuz ilde öğrencilerin protesto yürüyüşleri devam etti, ediyor. Bu yürüyüşlere polis de müdahale ediyor.
Saraçhane’de ikinci gün: Özel, gençlerden dersini almış
20 Mart akşamı Saraçhane, bir önceki güne göre daha kalabalıktı. Günün en çok konuşulan olaylarından biri de Sunay Akın’ın elinden megafonu alan gençlerdi. Yaşıtım ve büyüğüm olan birçok arkadaşın “Biz olsak ayıp diye yapamazdık, helal olsun!” dediğini gördüm, duydum. “Pervasızlıkları ve hiçbir şeyi takmadıklar”ı gerekçesiyle eleştirilen Z kuşağı bu kez aferin almayı başarmıştı(!).
Gündeme nokta atışı yapan pankartlar, sosyal medyada eylem kombini yapan gençlerin çoğunlukta olduğu kitle (Siyah bol kıyafetler ve renkli makyajlar alanda çok popüler) meydanı doldurdu.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın konuşması, kalabalıkta yeterince coşku yaratmadı. Özgür Özel ise bu gece daha netti. CHP lideri Özel, bu kez gençleri dinlemiş olacak ki şiddet olaylarına karışmadan herkesi sokaklara davet etti:
“Ey Erdoğan sen en çok meydanlardan korkarsın, bu akşam Saraçhane’yi görüyor musun? En çok sokaklardan korkarsın, artık sokaklardayız, korkmaya devam et, bizi korkutamazsın, sen korkacaksın! Buradan sözümün sesimin ulaştığı tüm Türkiye’ye sesleniyorum. Demokratik bir şekilde, şiddete başvurmadan ama hak aramak için, söke söke almak için meydanlar bizimdir. Bundan sonra kırıp dökmeden, yıkmadan ama sinmeden sokaklar meydanlar bizimdir. Bana diyorlar ki sokak çağrısı mı yapıyorsun? Evet, evet, evet…
Buradan sesleniyorum, evde aç, güvensiz, yoksul, işsiz, güvencesiz oturmayacağız. Sen bizim seçtiğimizi nezaretlerde tutarken biz evde oturmayacağız, asla! Buradakiler senin gibi ne korkaklar, ne zalimler, kimseye kıyamazlar ama kendilerini de senin gibi bir zalimin vicdanına bırakmazlar. Biz birbirimize emanetiz.”
Özel, gençlerin sık sık tekrarladığı “Bizi Taksim’e götür” çağrısına ise bu kez yanıt verdi: “İmamoğlu gelene kadar Saraçhane’deyiz. Saraçhane bizim evimiz, evimizi boş bırakmayacağız. Ekrem başkan çıkınca Taksim’e de beraber gideceğiz.”

Konuşmalar bittikten sonra gençler belli bir süre dağılmadı. Gece boyunca gençler ve CHP’li yöneticiler sık sık gerginlik yaşadı. Ancak gecenin sonunda uzlaşma sağlandı hatta kucaklaşıldı. Böylece Saraçhane’deki ikinci gece de bitmiş oldu. Özel’e bu konuşmayı yaptıran ise hiç şüphesiz gençlerdi… Gidişata dur demek, seslerini duyurmak, geleceklerine güvenle bakmak isteyen; muhtemelen çok farklı ailelerden, geçmişlerden ve politik görüşlerden farklı olan gençler…Haklarını aradılar, taleplerini dile getirdiler. Yani tam olarak olması gereken oldu. CHP’nin bu tutumu devam eder mi, zaman gösterecek.
Son olarak. Üniversite öğrencilerinin başını çektiği bu eylemler, sık sık Gezi Parkı eylemleriyle kıyaslanıyor. Alanda buna atıfta bulunan pankartlar da var. Siyaset ve toplumbilimciler bu konuda çok daha yetkin araştırmalar ve analizler yapacaktır. Şimdilik zamana ihtiyacımız var.
Her kuşağın kendinden bir öncekini yetersiz bulup bir sonrakini beğenmemesi, klasiktir. Pek çoğumuzun burun kıvırdığı Y ve Z kuşakları arasında da bu durum var. Nostalji tuzağına düşmeye, olayları romantikleştirmeye hiç gerek yok. Neticede biliyoruz ki, eski olan yeniye daima yenilir.
Ne yapalım, ne yapacağız diye düşünenenler varsa… Ben naçizane gençlerin gösterdiği yolda, onlardan aldığım enerji ve cesaretle ilerleyeceğim. Çok sevdiğim birinin her fırsatta tekrarladığı “Hukuk herkese lazım. İyiye, kötüye ya da haklı ve haksıza bakmadan herkese lazım” sözü geliyor bu satırları yazarken aklıma. Evet, hepimize lazım. Ve yazının sonunda bir parça romantikleşmekten çekinmeden söyleyeceğim: En çok da bu ülkenin geleceği, gençleri için hukuk ve adaletteki ısrarımız.
Bir de tavsiye vereyim yaşıtlarıma ve büyüklerime: Gölge etmeyelim, üsten bakıp akıl verme haddini kendimizde bulmayalım yeter. İrademize, dayanışmamıza, sokaklarımıza sıkı sıkı sarılmayı diliyorum hepimiz için.
Bir adım geriden: Diploma krizi
Anayasaya göre cumhurbaşkanı adayı olabilmek için üniversite mezunu olmak gerekiyor. Bu diploma krizine adım adım nasıl gelindi:
2020: CİMER’e yapılan bir başvuruyla, İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne usulsüz geçiş yaptığı iddia edildi. O dönem İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İmamoğlu’nun üniversite tarafından ilan edilmiş yurt dışı yatay geçiş kontenjanına başvurduğunu ve başvurusunun ilgili maddelerce değerlendirilerek kabul edildiğini söyledi.
2024: Eylül 2024’te CİMER’e İmamoğlu’nun diplomasının geçersiz olduğunu iddia eden bir şikayet geldi. Bu başvuru, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştırıldı, savcılık durumu YÖK’e iletti.
22 Şubat: İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından lisans diplomasının sahte olduğu iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın ana dayanağını YÖK Denetleme Kurulu’nun 17 Şubat tarihli “Araştırma Raporu” oluşturdu.
26 Şubat: Başsavcılık İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne İmamoğlu’nun üniversitede gördüğü öğrenime ilişkin tüm belgeler, yatay geçişin kabulüne ilişkin iş ve işlemleri yapanların açık kimlikleri, aynı tarihlerde benzer yatay geçiş işlemlerinin yapılıp yapılmadığı konularında acil bilgi istendiğini belirten bir yazı gönderdi.
28 Şubat: İstanbul Üniversitesi, soruşturma başlatıldığını açıkladı.
12 Mart: İstanbul Üniversitesi’nden yanıt alamayan Başsavcılık, ikinci bir yazı göndererek işlemlerin hızlandırılmasını istedi.
18 Mart: İstanbul Üniversitesi, 18 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal etti. İmamoğlu, kararın ardından sosyal medya hesabından yayımladığı videoda karara tepki gösterdi. Anadolu Ajansı’na göre İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin diploması iptal edildi. Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da bir ailenin evinde iftar sofrasında yaptığı canlı yayında İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun diplomasının iptaline ilişkin verdiği karara tepki gösterdi.
19 Mart: İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sabah saatlerinde yapılan operasyonla gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre İmamoğlu hem yolsuzluk hem terör suçlamalarıyla karşı karşıya. Başsavcılık açıklamada, İmamoğlu’nu “suç örgütü lideri şüpheli” olarak tanımladı. Aynı operasyonlarda aralarında Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan ve sanatçı Ercan Saatçi’nin de olduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı.