Kes-yapıştır-inan: Vision board kültürünün kalbimizde açtırdığı umutlar

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak…

Ya da şöyle diyelim: Umutsuzluğu bir kenara bırakın, vision board’ları hazırlayın.

Her dönemin kendine özgü ritüelleri vardır. Kimileri dini kökenlidir, kimileri kültürel olarak kuşaktan kuşağa aktarılır, kimileri ise gündelik hayatın içinde sessizce ortaya çıkar. Vision board pratiği, modern hayatın belirsizlikleri içinde şekillenen bu yeni nesil ritüellerden biri olarak okunabilir.

Peki vision board nedir?

En yalın tanımıyla vision board, kişinin geleceğe dair beklentilerini, hedeflerini ya da hayallerini imgeler aracılığıyla bir araya getirdiği görsel bir alan. Kimi bunu görsellerle kartonlara yapıştırır, kimi dijital kolajlar hazırlar. Fiziksel ya da dijital olması belirleyici değildir; asıl mesele, niyetin bir yüzeyde somutlaşmasıdır. Dijital tasarım araçlarının bu pratiği daha erişilebilir hale getirdiği doğru. Canva gibi araçlarla hazır şablonlar üzerinden vision board hazırlamak kolay olduğu için bu ritüel daha geniş kitlelere ulaşabildi.

Son yıllarda vision board’ların yalnızca bireysel bir kişisel gelişim pratiği olmaktan çıktığı açıkça görülüyor. Özellikle yıl sonlarında bu pratik kolektif bir ritüele dönüşüyor. İnsanlar bir araya geliyor, birlikte panolar hazırlıyor, dileklerini paylaşıyor. Ortaya çıkan şey yalnızca kişisel hedefler değil; paylaşılan bir duygu hali. Soyut beklentiler kartonlara, telefon ekranlarına, paylaşılan görsellere taşındıkça fiziksel bir karşılık kazanıyor. Bu yönüyle vision board’lar aynı zamanda bir sosyalleşme biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu kültürün ortaya çıkışını tek bir nedene indirgemek zor. Ancak TikTok, Pinterest ve benzeri platformların küresel ölçekte yayılması; imgelerin, trendlerin ve fikirlerin çok kısa sürede dolaşıma girmesi vision board pratiğini görünür kılan başlıca etkenlerden biri. Pandemi sonrası dönemin yarattığı kırılganlık, ekonomik belirsizlikler ve yeni yıla ‘umutlu bir başlangıç’ yapma ihtiyacı da bu pratiğin zeminini güçlendiriyor.
‘İçlerinden biri bile gerçekleşse yılım güzelleşir’ düşüncesi, pek çok insan için yeterince ikna edici. ‘Denesem ne kaybederim?’ hissiyle hareket etmek de. Üstelik oldukça erişilebilir, düşük maliyetli bir etkinlikten söz ediyoruz.

Telefona kolaj yapıp sene sonuna kadar unutanlardanım; yine de sayılır mı?

Ancak vision board’ları yalnızca popüler olanın peşinden gitmek olarak okumak eksik kalır. Çünkü burada aynı zamanda bir ritüel inşa ediliyor. İmgelerle kurulan bu ilişki, onları yalnızca süsleyici ya da ilham verici unsurlar olmaktan çıkarıp anlam yüklü nesnelere dönüştürür. Çoğumuzun başına gelmiştir: telefon ekranına kaydettiğimiz bir görsele gün içinde defalarca bakarız. Aynı görüntü, her bakışta farklı bir duygu uyandırır; bazen umut verir, bazen sabırsızlık, bazen de ‘henüz değil’ hissi. O görsel değişmez ama bizimle kurduğu ilişki değişir. Bu ilişkinin felsefi bir altyapısı da vardır: Panpisişizm.

Panpsişizm en kaba haliyle, bilincin ya da hissedebilme halinin yalnızca insana özgü olmadığı fikrine dayanır. Taşın, ağacın ya da bir nesnenin bizim gibi ‘düşündüğünü’ iddia etmekten ziyade; dünyanın tamamen cansız, tamamen etkisiz bir yer olmadığı sezgisini taşır. Philip Goff, Galileo’s Error adlı kitabında bu sezgiyi modern bilimin dünyayı içi boş bir mekaniğe indirgeme eğilimine karşı yeniden düşünür. Deneyimin ve hissedebilmenin gerçekliğin bütünüyle dışında bırakılmaması gerektiğini savunur.

Vision board’larda imgelerle kurulan ilişki de bu sezgiyle kesişir. Görseller yalnızca bakılan şeyler değildir; bakıldıkça bir karşılık üretir, duygulanımı yönlendirir, bazen de davranışı sessizce etkiler. Görsel kültür kuramında, W. J. T. Mitchell’in What Do Pictures Want? adlı çalışmasında işaret ettiği gibi, imgeler pasif temsillerden ibaret değildir. İzleyiciyle ilişkiye giren, ondan bir şey talep eden varlıklar olarak düşünülebilir.

Bu nedenle vision board pratiğinde imgelerle kurulan bağ, rasyonel bir planlama sürecinden çok, karşılıklı bir etkileşime benzer. Görsel oradadır ama sabit değildir; ona bakan kişinin ruh hâline, beklentisine ve zamanla değişen ihtiyaçlarına göre farklı anlamlar kazanır. Panpsişist sezgi de burada devreye girer: imgelerin yalnızca temsil etmediği, aynı zamanda ilişki kurduğu fikrinde. Bu ilişkinin talebi ise doğrudan imgeden değil, belirsizlikle karşı karşıya kalan öznenin dünyayla bağ kurma ihtiyacından doğar. Gelecek muğlaklaştıkça, imgelerden beklenti artar; onlara bakarak yalnızca bir hedef değil, bir yön, bir karşılık ararız.

Elbette panpsişizmi akademik bir tartışma alanına çekmeye gerek yok. Günlük hayatın içinde imgelerin bizde bir şeyler uyandırdığını zaten deneyimleyerek yaşıyoruz. Bazı görüntüler durup bakma isteği yaratırken bazıları huzursuz ediyor; bazı imgelere ise nedenini tam olarak açıklayamasak da tekrar tekrar dönüyoruz. Vision board’lar bu sezgisel ilişkinin görünür hali. Geleceği doğrudan kontrol edemediğimiz bir dünyada, imgeler aracılığıyla onunla temas etmeye çalışıyoruz.

Belki de bu yüzden vision board kültürü ne tamamen alay edilesi bir trend ne de kutsanması gereken bir yöntem. Daha çok, belirsizlik çağında yön arayan insanların imgelerle düşünme ve anlam kurma biçimlerinden biridir; geleceği garanti altına almaz ama onu hayal edebilmek için kısa süreli, motive edici alanlar açar.

*Kaynakça:

Mitchell, W. J. T. (1996). What Do Pictures “Really” Want? October, 77, 71–82. 

Goff, Philip (2019). Galileo’s error: foundations for a new science of consciousness. New York: Pantheon Books.