Domates çorbası, patates püresi, toz boya: İyi bir gelecek bir şeyler fırlatarak mı mümkün?

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Çok değil, bundan birkaç hafta önce, hem İngiltere’nin hem de dünyanın en gizemli ve eski yapılarından biri olan Stonehenge’e çevre aktivistleri tarafından turuncu toz boya sıçratılarak bir eylem gerçekleştirildi. İklim krizine yönelik dikkatleri çekmek ve bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini hatırlatmak için gerçekleştirilen bu eylemde kullanılan toz boya doğal ve ilk yağmurda hızlıca yıkanabilecek bir malzeme olsa da bu tarihi yapıya farklı şekillerde zarar verebileceği söyleniyor. Fakat her sene yangınlarla kül olan dünyada tarihi yapıların, ihtişamlı sanat eserlerinin belki de hiçbir önemi yok. Her şey belki de bir gün yok olup gidecekken… Peki bu eserleri korumak için bile bu kadar çaba sarf edilirken iklim krizi söz konusu olduğunda beliriveren o umursamazlık da neden?

Tam bu düşüncelerle yola çıkan çevre aktivistleri son iki yıldır ‘‘kıymetli’’ eserlere hasar verecek bir eylem şekliyle sıkça kendilerinden söz ettiriyorlar: Mona Lisa’ya fırlatılan pasta, Van Gogh’un Ayçiçekleri’ne saçılan domates çorbası… Peki ilerleme var mı? İşte asıl soru bu. Sanat eserlerinin kutsallığı karşısında sadece kendilerinden bahsettirmekle kalan çevre aktivistlerinin asıl meseleye pek dikkat çekemedikleri, iklim krizinin önceliklendirilen konuların arasında hâlâ hak ettiği yere ulaşamadığı söyleniyor. Kafamızda deli sorular, eserlere ve yapılara ‘‘bir şeyler’’ fırlatılan o eylemlere dadanıyoruz.

Tüm renkleriyle ‘‘dehşet’’ saçabilen, ‘‘kıymetli’’ şeylere kalıcı hasar verebilen bir protesto yöntemi, bir şeyler fırlatma eylemi. ‘‘Bir şeyler’’ deyip duruyoruz ama genelde boyaların fırlatıldığı bu eylemlerde patates püresinin kullanıldığını bile gördü bu gözler. Kimisi vandalizm diyor, kimisinin ise korunaklı cam çerçevelere olan inancı tam. Utancı, siniri, tepkiyi bir araya getiren boya sıçratma eylemleri geleceğe çözüm getirecek mi? İster yapılan eylemin konusunu savunun ister savunmayın, düşünceler ikiye hatta daha çok parçaya bölünmüş durumda. Halbuki boya atma eylemi yeni bir şey değil, vandalizm ise çok çok eski.

Bir nevi kültürel “kutsallara” bir saldırı olarak çıktı boya fırlatma aktivizmi. Doğanın kutsallığına yıllardır yapılan saldırının sonucunda insanın kutsalını dalgaya almaya çalışıyor belki de. Avrupa’da devam eden, sanat eserlerine yönelik vandalizm eylemlerinden kimse gözlerini ayıramazken eserlere zarar gelmese bile izleyenler sinir küpüne dönüşebiliyor. Eylemciler ise büyük bir kesim tarafından sadece “haksız” görülüyor. Geçmişten bugüne boya eylemleri birçok defa haberlerde yerini almışken bu yepyeni bir hareket de değil aslında. 90’larda hayvan hakları aktivistlerinden, Stop Oil (Petrolü Durdurun) eylemlerine ve oradan da Filistin savunucularına doğru akan bir yol bu. Renklerin şiddeti sembolize edişi, domates çorbasının masumluğuyla buluşurken hayattaki önceliklerin sıralaması da baştan yazılabiliyor. Bazen de sıçratılan lekeler umudun işaretçisi oluyor. Tekrar soruyoruz: Sanat sanat için miydi, yoksa toplum mu? Peki ya üniversiteler, tarihi yapıtlar ve daha birçoğu da ”kıymetlimiz” sayılabilir mi? Vandalizm olarak kabul edilen bu eylemler ”tüyleri ürpertirken” tüylerimizi daha da ürpertmesi gereken diğer gerçeklikler gündelik hayatımızda bize ne kadar hatırlatılıyor?

Vandalizm konusuna gelince… Kimi meselelere kolayca kafasını çevirebilen toplum göz önündeki yerlerde verilen zararlara şahit olurken verilen mesajı da duyup dinlemek, görmek zorunda kalıyor. Devlet ve kültürel araçlar bu sefer işte bir o kadar baskın olmayan taraflar tarafından kullanılabiliyor. Vandalizm ise devlet tarafından resmen kendi halkına kötü bir imaj olarak görülüyor; kendi alanlarını yeterince koruyamamış ve düzeni sağlayamamış gibi. Bu yüzden de toplumsal imajını koruyamadığını düşünüyor. Öte yandan özellikle sanat eserlerine yapılan son zamanlardaki eylemler zarar verme açısından vandalizm gibi görülmese de “mış” gibi yapmalarından bu noktaya ayak uyduruyor.

Moda haftaları, lüks markalar ve bir kürk sorunsalı

Vandalizm gibi çatı bir kavram özel mülkün her seviyesinde karşımıza çıkmaya devam ederken kendisini ise önemli bir protesto hareketi olarak gösteriyor. Bunların en organize ve medyayı en içine alan örneklerinden biri ise PETA’nın öncülüğünü yaptığı, 90’larda ve 2000’lerde yaygın olan kürklere kırmızı boya fırlatma eylemleri. Rengin bir hareket haline geldiği bu protesto yıllarca sürerek meyvesini veren, yavaş da olsa değişime sebep olan bir eylem oldu. Öte yandan vandalizmin uzun yıllardır süregelen tarihini düşünürsek, kesinlikle ilk de değildi.

Yine insanları ikiye ayıran bu tartışmada bu sefer özel hayat, beden ve bireysel hak sınırları tartışılırken boya atılması aslında kişiye yapılan bir saldırı olarak görülüyordu. O zamanda zirve ününe kavuşmuş Sex and the City de tabii ki bu konuyu ele almadan edemedi. Dizinin devam filminde Kim Cattrall’ın canlandırdığı Samantha bembeyaz bir kürkle ünlü bir moda şovundan çıkıyor. Moda şovunun çıkışında toplanan hayvan hakları aktivistleri Samantha’nın beyaz kürküne kırmızı boya fırlatıyor.

Bu sahnenin ardından (yaklaşık olarak 2007’den bahsediyoruz) PETA kendi blog hesabında bu sahneyi konu almış ve sonrasında da Cattrall’ın bu sahneden önce kendisinin de kürk giydiğini fakat kürklerin yapımının ne kadar zalim olduğunu öğrenince kürk giymeyi bıraktığından bahsetmiş. Cattrall bu yazıya göre bahsedilen sahneyi çektikten sonra kullanılan kürkleri PETA’ya yollayarak kürklerin evsizlere dağıtılmasına destek olmuştu.

Gerçekten de kırmızı boya 90’lar ve 2000’lerin unutulmayacak bir hareketi oldu. Şimdilerde hâlâ farklı alanlarda eylemlere devam eden organizasyon aynı zamanda hızlı modanın öncü markaları hakkında araştırmalar yapıyor, hareketlerini hukuki boyutlarda da sürdürüyorlar. Yine de artık bir meme haline gelmiş kürke boya atma eylemi üzerine PETA ufak şakalarla dikkat çekmeyi de başarıyor. Mesela 2022’de paylaştıkları bir blog yazısında ünlü boya markası Crayola ile “iş birliği” yaparak hazırladıkları “küçük hayvan hakları aktivistinin ilk boya sıçratma kiti”nin reklamını yapıyor. Satın alma butonuna tıkladığınızda ise karşınıza çıkan daha çok konuyla ilgili bilgilendirici bir metin.

Kırmızı kürklerden sanat müzelerine

Kürk karşıtı protestolar hâlâ devam etse de o gündem yarattıkları dönemleri geride kaldı. 2020’lerde artık konu kürk sınırlarının dışına çıktı. Fakat ilhamını oradan mı aldı, bilinmez. Böylelikle geçtiğimiz iki yılda özellikle Avrupa’da büyük bir akım ivme kazandı. Bildiğiniz üzere Avrupa müzelerden geçilmeyen bir yer. Klasik görsel sanatların Rönesansla birlikte büyük bir çıkış yapıp yükseldiği bir kültür merkezi. Dünyaca ünlü sanatçıların eserlerinin halka sunulduğu bu müzelerde ne ararsanız var; Claude Monet, Leonardo Da Vinci, Van Gogh ve daha niceleri. Son zamanlarda ise bu sanat eserlerine yaklaşımın ufak bir evrim geçirdiğine tanık olduk. Bazı eserlere yaklaşmanın bile sıkıntı olduğu bu müzelerde konserve domates çorbası bir silah haline geldi.

14 Ekim 2022’de İngiltere’deki National Gallery’de bulunan Van Gogh’un ünlü Ayçiçekleri tablosunun tam ortasına Just Stop Oil (Petrolü Durdurun) isimli aktivist grup tarafından domates çorbası sıçratıldı. Aynı zamanda ellerini de tablonun altındaki duvara yapıştıran bu ikili bir anda tüm dünyanın gözlerini hem Van Gogh’un bu tablosuna hem de iklim krizine çevirdi. Tabloya bir zarar gelmediği söyleniyor, fakat müzenin duvarında ellerin izlerini hâlâ görmek mümkün. Bundan bir sonraki gün Almanya’daki Barberini Müzesi’nde Letzte Generation (Son Jenerasyon) isimli aktivist grup Claude Monet’nin Les meules isimli eserine patates püresi attı. Yine aynı şekilde protestoya katılanlar ellerini duvara yapıştırdılar. Birkaç ay içerisinde birçok defa tekrarlanan bu eylem domino etkisi yarattı ve Avrupa’nın birçok müzesinde görülmeye başladı. Times’a göre bu aktivizm bir anda ortaya çıkmadı; 2022 yazında İngiltere, İtalya ve Almanya’da aktivistler kendilerini çoktan ünlü sanat eserlerinin altındaki duvarlara yapıştırmaya başlamıştı bile. Fakat hiçbiri tablolara çorba atmak kadar dikkat çekmedi.

Bunların hepsi sürerken Mona Lisa da sakin sakin gülümsemeye devam edecek değildi herhalde. 2022 yılında üzerine pasta fırlatılan bu Da Vinci eseri 2024 Ocak ayında da balkabağı çorbasını tatmış oldu. Sağlıklı ve sürdürülebilir gıda isteklerini dile getiren aktivistlerin hızlıca önü siyah perdelerle kapandı. Yani Louvre müzesi zaten duruma hazırlıklıydı.

Bir zamanlar çok kullanılan bir laf vardı, “Reklamın iyisi kötüsü olmaz”… İptal kültürü ise bize bu lafın çok da doğru olmayacağını anlattı aslında. Büyük bir ayağa kalkışın ardından gelen sonsuz sessizlik bunun kanıtıydı. İklim aktivistleri de bu sebeple ikiye ayrıldı. Milyonlarca izlenen bu aktivizm videoları olumlu geri dönüşten daha çok tepki aldı diyebiliriz. Yani yorumları okurken kimsenin yapılan eylemleri ayakta alkışladığını görmüyoruz. Fakat konunun çok şiddetli bir bildirim notuymuşçasına hatırlanmasını sağladı. Dolayısıyla da konuşulmasını… Bu gündem içerisinde en çok sorulan soru “Hangisi daha kıymetli?” oldu. Cevabı birçok kişi için oldukça basit olsa da. Bazı iklim bilimcilerine göre de bu vandalizm ‘dünyayı kurtarmak” adına yola çıksa da birçok insanı meseleye daha da yabancılaştırıyor.

Müzelerden tarihi binalara, okullara

Konu burada bitmiyor tabii. Yaratıcılığın son seviyelere çıktığı bu ortamda aktivizm, sprey boyalarla üniversitelerin tarihi binalarına sıçrıyor. İngiltere’nin ve dünyanın en eski yapılarından Stonehenge’e de 21 Haziran’da kutlanan yaz gündönümünden hemen önce turuncu toz boya sıçratıldı. Yağmurla akabilecek doğal ve leke bırakmayan bir malzeme kullanılmış olsa da alandan sorumlu kurum English Heritage, bu toz boyanın antik taşların üzerinde yetişen nadir likenlere zarar verebileceği ve potansiyel olarak kalıcı hasara neden olabileceği korkusuyla hızla kaldırıldığını aktardı.

Domates çorbasından ilhamla başka bir vahşete çevrilen yüzler

Fırlatılan cisimler, kullanılan akışkan ürünler ve onların farklı yüzeylere verebileceği zararlar sürekli bir artış bir azalış trendi gösterirken geçtiğimiz birkaç ayda ise Filistin savunucularının sanat eserlerie değil de üniversite kampüsleri de dahil olmak üzere tarihi devlet binalarına hatta bankalara kırmızı sprey boya sıçrattığına tanık oluyoruz. Yine mesele halk tarafından saygınlığı kabul görmüş birtakım yapılara bir şeyler sıçratmakken bu sefer tekrar daha kalıcı boyalara sert bir geri dönüş yapıldığını, ayrıca iklim aktivistleri tarafından “umudu” temsil eden turuncudan tekrar vahşeti temsil eden kırmızıya geçildiğini görüyoruz.

Domates çorbası portakal tozu ve balkabağı çorbasından sonra kırmızı boyaya geri dönüş Filistin’de dökülen kanı yansıtıyor Palestine Action grubuna göre. Yine geçtiğimiz aylarda Cambridge Üniversitesinin tarihi Senate House binasına yapılan eylemin ardından aktivist grup üniversiteyi öğrencilerden ve personelden gelen diyalog çağrılarını “defalarca” görmezden gelmekle ve Gazze’deki “zulme” karşı “anlamlı” eylemlerde bulunmamakla suçladı.

Yine İngiltere’den dünyanın başka büyük şehirlerine de yansıyan bu eylem şekli sanat eserlerinden ayrıldı, meselesini değiştirdi. Tabii ki de Filistin mücadelesi ve iklim aktivizmi birbirinden apayrı konular. Ama protesto biçimlerinde birbirlerinden ilham almadığı söylenemez. Birbiri ardına gelen eylemler farklı renklerle bambaşka mesajlar verirken pigmentler eylemin ana aracı oldu. Bu eylemler dünyanın dört bir yanına yayılırken Portekiz’in başkenti Lizbon’da da devam eden boykotlar sokağa da taşındı. İsrail’e destek veren ofislere Portekiz Filistin Kurtuluş Kolektifi isimli STK, renkli boyalar döktü ve “Soykırım” yazdı.

Şiddetsiz, kıvrak, boya atma eylemi

Görünüşe göre son 30 yılın en büyük eylemlerinden biri “bir şeyler fırlatma eylemi”. Kimi zaman küçük düşürücü, kimi zaman sinirlendirici, kimi zaman sorgulatan, kimi zamansa çıkartılması imkânsız bir leke. Bazı geri dönüşsüzlükler, hayattaki önceliklerimiz bir anda atılan boyalarla yeniden sıralanmaya zorlanıyor. Dışarıdan gelen bir baskı halinde kişisel alana taciz olarak görülebilirken kişilerin ve enstitülerin kıymetli imajları da yok olma tehdidiyle karşı karşıya geliyor. Bu zorlama hali aslında işte kötü olan; kısasa kısas olmasa da zarara zarar olan bir yoldan çıkılan aktivizm tepki çektikçe ilgi de görüyor. Öte yandan çekilen tepkiler, sanat eserlerine zarar “verirmiş” gibi yapılması tepkiden çok iklim krizine çevrilen kafaların kısa bir süre içerisinde daha sert bir niyetle geri çevrilmesine sebep oluyor. Müzelerin zarar faturaları ise eserlerin temizlenmesi, yapıştırıcı izi olan duvarların yeniden boyatılmasından oluşuyor.

Bu aktivizmi yapan iklim krizi aktivistleri dünyanın sonunun sandığımızdan da yakın olduğuna inanıyor, Filistin savunucuları ise acilen sonlanması gereken bu katliama karşı devlet kurumlarına hatırlatma geçiyor. Bu durumda sonu gelen dünyada tarihi eserlerin korunmasının ne sebebi var diye sormakta da kendi mantık çerçevelerinde haksız değiller.

Bunun dışında Filistin savunucularının enstitülere düzenlediği boya eylemleri gibi, sanat eserlerinden yola çıkarak yapılan bu aktivizmin de asıl alıcısı Van Gogh veya onun değerli eserinden çok, ufak da olsa zarar gören müzeler ve o müzeleri ayakta tutan büyük kurum ve kuruluşlar, tarihçi ve iklim aktivisti Lucy Whelan’a göre. Boş zamanlarında kendisinin de sivil binalara sprey boya sıkarak iklim krizine yönelik aksiyonların yetersiz kalışını protesto ettiğini söylüyor Whelan. Vandalizmle suçlanan bu hareketlerin ardında uzmanlar tarafından camla kaplanmış, güvende duran tarihi eserler var. Fakat bu ilk izlenişte yaşanan şok etkisine ve sanatın kutsallığından girişilen tartışmalara engel olamıyor.

Dediğimiz gibi sanat eserinden daha çok bu eserlerin korunumunu sürdüren enstitülere karşı olan tepkiyle beraber tüm bu hareketler aynı çatı altında toplanıyor. Küçük düşürülmesi amaçlanan kurumlar, enstitüler, devletler ve bu liste böyle gider. Fakat Whelan yine başka bir noktaya ayak basıyor. Şu zamana kadar eylemler sonucunda pek de bir şey yapmayan ve aynı şekilde devam eden sistemler bir anda değişmeye, kendini değiştirip metamorfoz geçirmeye ne zaman hazır oldu ki? Yine de değişime olan inanç, bazen elde kalan tek şey olabiliyor. Neyin işe yaradığını ise zaman gösterecek.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin