Şöhret hasta eder mi?: Lena Dunham’ın anı kitabı Famesick’e dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

2010’ların en meşhur isimlerinden biriydi Lena Dunham. Çok sevdiğimiz “gidik” kızlar anlatılarından birini, Girls dizisini hediye etmişti bize. O sırada henüz 24 yaşındaydı. Erkeklerin domine ettiği bir sektörde, 24 yaşında genç bir kadın olarak altı sezonluk bir dizi yazıp yönetmek gerçekten büyük bir başarı. Girls bittikten sonra Dunham’ın uzun süre yeni bir dizi yapmasını bekledik. Ancak dile kolay; hem gençlik enerjisini 6 sezonluk bir diziye boca etmişti, hem de özel hayatında birtakım zorluklar yaşıyor ve hastalıklarla mücadele ediyordu. 2025 yılında Too Much dizisiyle yeniden sahalara döndü. Bu yıl da Famesick adını verdiği bir anı kitabı çıkardı.

2010 yılından günümüze yaşadıklarını bütün açıklığıyla anlatan Lena Dunham’ın Famesick kitabına dadandık.

Okuma önerisi – Too Much: Yeni bir soluk mu gerçekten?

ve – Girls’ten sonra Londra’ya uçan kalpler: Too Much ve bizim romcom sevdamız

Dunham kitapta bolca ünlü isimden, henüz 20’lerinin başındayken tanıştığı Safdie kardeşlerden, Greta Gerwig’den, Girls dizisindeki rol arkadaşlarından, kendisine çok destek olan Judd Apatow’dan, Nora Ephron’la yaptığı yemek veya kahve buluşmalarından (kıskançlıktan bayılmışız), bir zamanlar iş ortağı ve ‘en yakın arkadaşı’ olan ama 2018 yılından beri görüşmediği Jenni Konner’dan, Jack Antonoff’la olan ilişkisinden bahsediyor.

Dunham, üniversiteden mezun olur olmaz, Safdie kardeşler ve Greta Gerwig’in de aralarında bulunduğu, küçük bir sinema tutkunları topluluğuna dahil oluyor. Bu ortamın onu çok beslediği kesin. Bu dönemde, ilk filmi olan Tiny Furniture’ı yazmaya başlıyor. Filmde annesi, kardeşi Cyrus Dunham ve çocukluk arkadaşı Jemima Kirke’le birlikte rol alıyor. Birlikte okula gittiği ve “yarı lolita-yarı Keith Richards” olarak betimlediği Jemima Kirke’in kendisinin ilham kaynağı ve motor gücü olduğunu söylüyor. Onun için şöyle diyor: “Jemima’da, ancak o son derece sinir bozucu ‘je ne sais quoi’ terimiyle tanımlanabilecek bir şey vardı: kırılgan bir özgüven, asla mutlu olamayacağını bilmesinden kaynaklanan bir huzursuzluk”.

Tiny Furniture’la elde ettiği başarı, ona Girls dizisinin kapılarını açıyor. Kitabın en keyifli bölümleri, Girls dizisinin yapılış sürecini anlattığı bölümlerdi. HBO’yla görüşmeye gittiği zaman ona “Ne yapmak istiyorsun?” diye soruluyor ve buna karşılık şöyle diyor: “Sex and The City, New York’ta bir kadın olmakla ilgiliydi, bu kadınların hayatı oturmuştu ve aşkı arıyorlardı. Peki ya öncesi dönem? Ne aradığını bilemeyecek kadar bile bilmiyorken. Benim bildiğim New York, şaşalı değil. Ekonomik küçülme döneminde mezun olduk, ailelerimizin sahip olduğundan daha fazlasını isteyemeyecek ilk jenerasyonuz, hepimiz Msn Messenger ile büyüdük, nasıl politik yaşayacağımızı bile bilmeyen feministleriz, ben televizyonda kendi arkadaşlarımı görmek istiyorum”. Bunun üzerine oda sessizleşiyor ve bu söyledikleriyle ilgili bir sayfa yazıp getirmesini istiyorlar. Hemen o akşam Girls dizisini kurgulamaya başlıyor; iyi eğitimli ve işsiz, asistan veya bakıcı olmak için fazla zeki olduklarını düşünen, ama bunu kanıtlayamayan, başarılı olmak isteyen ama ne hakkında başarılı olmak istediklerini bilmeyen kızları yazıyor. Ardından da pilot bölüm onaylanıyor. Girls tam da böyle bir diziydi hakikaten. 2010’lar böyle hikayelerin dönemiydi – Frances Ha, Girls, Fleabag – kaybolmuş, kusurlu, komik, büyüyemeyen kadınların, her şeye rağmen umut yüklü hikâyeleri.

Okuma önerisi – Ergenlik ömür boyu: Günümüz dünyasında yetişkin olma çabası

Adam Driver’ın canlandırdığı Adam karakteri de, Lena’nın eski bir toksik ilişkisine dayanıyormuş. Gerçek Adam, Lena’dan 10 yaş büyük, “kaba tavırları ve hayatı boyunca başkalarına karşı hiçbir sorumluluk üstlenmeme arzusu nedeniyle çocuksu” biriymiş.

Seçmeler sırasında Adam Driver’la tanışan Lena onun varlığından çok etkileniyor; ilk kez bir sahneyi canlandırırken onu “yarı insan yarı canavara dönüşmüştü” diye anlatıyor. Devamında da şöyle diyor: “Tam olarak ne yaptığını anlamıyordum ama nadiren hissedilen bir duyguyla, yükselişinin daha en başında olan birinin karşısında durduğumu hissediyordum; onu seçsem de seçmesem de uzun süre gizli kalamayacak biriydi. Onu sokakta yürürken bile görmüştüm —gözleri yerde, elleri ceplerinde— ve onu asla unutmazdım; sadece alışılmadık görünüşü yüzünden değil, bulunduğu alanı sahipleniş biçimi yüzünden de. Bu aslında tuhaf bir şeydi, çünkü o —oynamadığı zamanlarda— adeta yerin dibine karışmak ister gibi görünüyordu”.

Dizi çekimleri sırasında Adam Driver’la çalkantılı (cinsel olmayan) bir ilişki kuruyorlar. Kitapta, Adam’ın agresif tavırları olduğunu ve birlikte çektikleri ilk seks sahnesinde, önceden kurguladıkları sahne düzenini hiçe sayarak kendisini “savurduğunu” anlatıyor. İkili daha sonra sessizce başlarını sallayarak birbirlerini onaylamış; bu, Dunham için “bu sahneleri şaşırtıcı, gerçekçi ve etkileyici hale getirmek için gerekeni yapma” sözü verdikleri anlamına geliyormuş. Bu durumu “Sınırların olmadığı, ancak güvenliğin olduğu nadir bir durumdu” diye anlatıyor. Bir gün de Driver ile repliklerini prova ederken, repliklerini unuttuğu için Driver deliriyor, evet deliriyor. Dunham bu anı, “Ağzımı açtığımda, ağzımdan sadece kekeleme çıktı, ta ki sonunda Adam, ‘Lanet olası, bir şey söyle!’ diye bağırıp yanımdaki duvara bir sandalye fırlatana kadar” diye anlatıyor. Sandalye fırlatmak mı?

Bir keresinde de Driver’ın doğum günü için pasta alıyor ve ona sürpriz yapmak istiyorlar. Lena, çekimler bittikten sonra Adam’a üstünü değiştirip sete geri gelmesini, kendisine sürpriz hazırladıklarını söylüyor. Set ekibi mumları yakarken, Adam arka kapıdan kaçıp gidiyor. Adam’ın ajansı sonradan yapımcıyı arayarak, “Ona sakın bir daha sürpriz yapmaya çalışmayın” diyor. Ay… Bir şey derdim ama argo olacak, siz anladınız. Nefret ettiğim hal ve hareketler. İki mum üfleyeceksin alt tarafı.

Lena ve Adam çekimler boyunca oldukça yakınmış, neredeyse her akşam birlikte vakit geçiriyorlarmış. Bir akşam Driver “Bu akşam gelirsem, gitmeyeceğim” demiş. Dunham ise bunun üzerine aramalarına cevap vermemiş, Driver’a kapıyı açmamış. “İçimdeki bir parça —içimdeki bilge bir parça, cesur bir parça— eğer geçmekle tehdit ettiğimiz sınırı aşarsak, işe dönüşümün aşağılanma ile gölgeleneceğini, hala sahip olduğum otoriteyi en aza indireceğimi ve nasıl olursa olsun, incinmiş ama inanılmaz bir şekilde henüz kırılmamış kalbimin çatlayacağını biliyordu” diye anlatıyor. Birbirlerine çekim hissettikleri ancak “sınırı geçmedikleri”, karmaşık bir ilişki kurmuşlar aslında. Bu tamam, ama ben hala ‘sandalye fırlatma’ kısmındayım. Kabul edilemez, berbat bir davranış. Lena Dunham verdiği röportajlarda Adam Driver’ı iyi andığını, birbirlerini anlamak için ellerinden geleni yaptıklarını söylüyor, sandalye fırlatma vakası için de “iyi nişan almıştı, dikkatimi çekmeye çalışıyordu” diyor.

Adam Driver’a bileniyorum…Kendisinin bu iddiaların hiçbirine cevap vermediğini de ekleyelim.

Kitapta Girls dizisini birlikte yazdığı ve ‘en iyi arkadaşım’ dediği Jenni Konner’den de bahsediyor. “Gerçek şu ki, o yılları Jenni’yi anlatmadan açıklamak mümkün değil — yalnızca ona atfettiğim gücü, ters bir bakışıyla içimde uyandırabildiği korkuyu değil, aynı zamanda o büyüyü de” dediği Jenni ile ilişkilerinin çok sağlıksız olduğunu biliyor. Lena Dunham, kitap boyunca Jenni’yi doğrudan suçlamıyor ancak benim (ve pek çok okurun) çıkarımı, Jenni’nin manipülatif bir iyi gün dostu olduğu. Girls döneminde Lena’yla birlikte elde ettiği güç ve başarıdan memnun, onu sevgi yağmuruna tutuyor. Bir şey istediği zaman ise feci birine dönüşüyor. Bazen bütün ilgisini kesiyor, maillerine soğuk cevaplar veriyor. Aslında istediğini elde edene kadar Lena’yı diken üstünde tutuyor. Örneğin Girls dizisinden onunla eşit ücret almak istiyor. Lena ise Jenni’ye çok düşkün ve sürekli olarak onun onayını almaya çalışıyor. Dizi bittikten sonra Jenni resmen artık Lena’yla uğraşmak istemiyor. Hepimize çok tanıdık gelmedi mi bu ilişki biçimi. Üstelik aralarında 15 yaş fark var. Yani dizinin başında Lena 24 yaşındayken, Jenni 39 yaşında. Çok dengesiz bir sahte dostluk ilişkisi kurmuşlar gibi görünüyor.

Kitabın son bölümünde, ikilinin son görüşmesi anlatılıyor. Birlikte bir terapiste gidiyorlar. Terapi sırasında Lena hemen gözyaşlarına boğuluyor, Jenni’nin kendisi için önemini söylüyor ve ilişkilerini kurtarabilmeyi umuyor. Ancak Jenni daha seans yeni başlamışken, Lena’ya “Lütfen bunu hemen yazma” diyor ve ardından da seanstan çıkıp gidiyor. Bu ikilinin son görüşmesi oluyor.

Bu arada Dunham kitapta bir günah çıkarma da yapıyor ve 2017 yılında Jenni ile birlikte Girls dizisindeki meslektaşları Murray Miller’ı cinsel saldırı suçlamalarına karşı savunmak için yazdıkları ortak bildiriden utanç duyduğunu anlatıyor.

Famesick kitabının asıl meselesi, Dunham’ın erken yaşta başlayan kariyerinin onu tüketmesi, bir anda ulaştığı güç ve şöhretle ne yapacağını bilememesi… Girls döneminde tam anlamıyla kendini paralamış. Gece geç saatlere kadar çalışmış, uyumamış ve düzgün yemek bile yememiş. 24 yaşında genç bir kadın olarak, kendisine sağlanan bu imkan karşısında hem mutlu hem de dehşete kapılmış olduğunu anlatıyor. Başarısız olması durumunda, bunun kendisinden sonra gelecek genç kadınları da olumsuz etkileyeceği şeklinde bir baskı hissediyor. Sürekli olarak kendini sorguluyor, yeterli miyim diye düşünüyor, çalışıyor, anksiyetesinden asla kurtulamıyor. Ünlü olmanın ‘herkesin senden bir şey istemesi’ anlamına geldiğini söylüyor ve bir people pleaser olarak, herkesin taleplerine koşmaya çalıştığını anlatıyor: “Kahve randevularıyla dolu doluydum; nadiren boş kalan öğleden sonralarımda üç dört tane birden… Cumartesi günü dinlenmek, kitap okumak ya da hayal kurmak için değildi. O gün, mümkün olduğunca çok kişinin hakkımda olumlu bir izlenim edinmesini sağlamak içindi”. Kitapta, başına gelenler için kimseyi suçlamıyor, sürekli olarak kendini suçluyor. “İnternette insanlar bana karşı acımasızdı ama kimse bana, benim kendime davrandığımdan daha acımasız değildi” diyor.

Bu esnada endometrosis hastalığıyla, sağlık sisteminin kadınlara gösterdiği ‘duyarsızlıkla’, bu hastalığın getirdiği ağrılarla boğuşuyor ve rahmini aldırdığı (histerektomi) büyük bir operasyon geçirse de, tamamen iyileşemiyor. En büyük hayallerinden biri çocuk sahibi olmak olan 31 yaşındaki bir kadın olarak, bu ameliyat onu çok kötü etkiliyor.

Dizi boyunca sürekli olarak hastalanıyor ve enerjisi tükeniyor. Yataktan çıkamayacak halde olduğu günlerde, koca bir set ekibinin kendisini beklediğini ve ‘çekimlere ne zaman devam edebiliriz?’ diye sürekli olarak sorduklarını anlatıyor. Şöyle diyor: “Sorun sadece tükenmiş olmam değildi. Tükenmiştim ve bunu söylemeye çok korkuyordum; sanki bu sorunu itiraf etmek, herkesin beklediği, bu işe uygun olmadığımın kanıtı olacakmış gibi. Geriye dönüp baktığımda, o kanıtı bekleyen ve bu gerçeği en çok korkarak bekleyen kişi bendim”.

Dizi bittikten sonra dinlenebileceğini hayal ediyor ama öyle olmuyor: “Bir mola, hayatımla yeniden bağlantı kurmak için bir fırsat olabilirdi —sağlıklı yemekler pişirmek, bir gölün kıyısında oturup güneşin bedenimi ısıtmasına izin vermek, dizinin izin vermediği şekilde arkadaşlarımla vakit geçirmek gibi. Ama bunun yerine, birdenbire durup kaldım” “Dinlenebileceğim hiçbir yer yokmuş gibi görünüyordu. Bana gerçekten dinlenme imkanı sunacak kadar yumuşak ve geniş bir yatak, enerjimi toplayabileceğim kadar sessiz bir oda, yeterince uzak bir şehir yoktu” diye anlatıyor. Burhan Altıntop’un “yandım bittim sendromu” şeklinde ifade ettiği burn-out sendromun gerçekte şakası yok. Ne kadar dinlenirse dinlensin, yatağından günlerce çıkmasa da yetmiyor, zihni durmuyor, hastalıklarla boğuşuyor ve sürekli olarak kendini acil serviste buluyor. Hastalıkları yüzünden ağrı kesici bağımlısı oluyor, rehabilitasyonun yolunu tutuyor. Rehabilitasyon ona iyi geliyor.

Kitabın son bölümünde, artık daha iyi olduğunu; yeniden yazmaya başladığını, 8 yıldır ayık olduğunu, iyileşmenin zaman aldığını ama artık kendine dinlenmek için izin verdiğini, gereksiz yere özür dilemediğini ve “hayatta kaldığını” söylüyor.

Kitabın yayınlanmasından sonra bazı köşe yazarları ve okurların “Lena Dunham’a özür borçluyuz” diye yazdıklarını gördüm. Girls dizisi döneminde hatırlıyorum, Lena Dunham’dan ciddi şekilde nefret eden ve rahatsız olan insanlar vardı. Neden?

Kitapta da yazdığı üzere, internette bir sürü yabancı ona “kötü vücudu, sinir bozucu sesi, açıkça korkunç siyasi görüşleri, topuklu ayakkabıyla yürüyememesi, zayıf stil anlayışı” olduğunu söylüyor ve “herkesin – kelimenin tam anlamıyla herkesin – tüm bunlara [ondan] daha layık olduğu”nu iddia ediyorlarmış. Onu ayrıcalıklı veya fazla ben-merkezci bulanlar olabilir ancak 24 yaşında birçok insanın hayalini kurduğu bir başarıya ulaşmış olsa da Lena Dunham olmak kolay değil. Veya onun gibi olmak zor, çünkü bazı açılardan o da hepimiz gibi. Kitapta anlattığı birtakım şeylerle özdeşleşmek için dünyaca ünlü olmak gerekmiyor. Famesick; zihin ve beden sağlığının el ele gittiğini, yardım almanın veya alabilmenin önemini, kişinin kendi üzerinde kurduğu baskının, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmanın, hayır diyememenin insanı nasıl tüketebileceğini anlatıyor.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin