5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (15 – 22 Kasım)

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Geçtiğimiz günlerde dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

1) Elizabeth Olsen’dan Marvel yorumu: “Bağımsız filmler yapmak için bir sigorta”

Bir zamanların en meşhur ikizleri Mary Kate ve Ashley Olsen’ın küçük kardeşi Elizabeth Olsen, ablalarının gölgesinde kalmadı, kendisine farklı bir kariyer inşa etti. Hatta aile bağlarını unutturdu bile. Marvel filmlerinde ve WandaVision dizisinde canlandırdığı Wanda Maximoff nam-ı diğer Scarlett Witch rolüyle büyük üne kavuştu. Kariyerinin başından beri büyük bütçeli Hollywood filmlerinin yanı sıra daha küçük, bağımsız filmlerde de rol aldı. Mesela Josh Radnor’un yazıp yönettiği Liberal Arts, Marvel filmlerinden de rol arkadaşı olan Jeremy Renner’la birlikte rol aldığı Wind River adlı polisiye filmi ve geçtiğimiz aylarda Netflix’e gelen His Three Daughters bunlardan bazıları.

Okuma önerisi – Meşhur kardeşleri, Marvel macerası ve yeni HBO dizisiyle: Elizabeth Olsen’ı konuşuyoruz

Geçtiğimiz günlerde Vulture’a verdiği röportajda bu konudan bahsetti Olsen. Bağımsız projelerin peşinden gidebilmek için Marvel filmlerinde oynamak zorunda hissetmediğini ama Marvel filmlerinin bir “sigorta hissi” yarattığını söyledi.

Röportajda, “biri onlar için, biri benim için” gibi bir düşüncesi olmadığını, yani “önce Marvel’da, sonra bağımsız filmlerde oynayacağım” şeklinde düşünmediğini söylüyor. Ancak “Marvel hep geri dönebildiğim tutarlı bir şey oldu, bana başka işler seçme özgürlüğü veren bir sigorta hissi yarattı” diyor. Ayrıca Marvel’a gerçekten istediği için döndüğünü sözlerine ekliyor. Marvel şirketinin her zaman kendisine “Bir fikrimiz var ve bu yüzden geri dönmeni istiyoruz” diyerek “karakter odaklı” yaklaştığını söylüyor. Bu yüzden kendisini birtakım işlerin içine “öylece atılıyormuş” gibi hissetmiyormuş. Ayrıca süper kahraman filmlerinin, bağımsız sinemanın hayatta kalması için de gerekli olduğunu söylüyor. Bu filmler “sinema salonlarının kiralarını ödeyebilmelerine yardımcı oluyor” diyor. Haksız da sayılmaz.

2) Matthew McConaughey “rom-com dude” kimliğinden kurtulmak için Teksas’a taşındığını anlattı.

Romantik filmlerin serseri aşığı, bazen yaralı bazen havalı, yıllardır da hanımcı, “all right” adam Matthew McConaughey, Hollywood’u bırakıp Teksas’ta bir çiftliğe yerleşmesi hakkında konuştu. Aslında Matthew bir hayli uzun zamandır ailesiyle birlikte Teksas, Austin’de yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde katıldığı Good Trouble adlı podcast’te taşınmasının nedenlerini anlattı.

Oscar’lı oyuncunun How to Lose a Guy in 10 Days, The Wedding Planner, Failure to Launch, Fool’s Gold gibi rom-com türünün klasikleşmiş filmlerinden oluşan geniş bir koleksiyonu var.

“Bir zamanlar ‘rom-com dude’ idim, yolum buydu ve bu yolu seviyordum. Bu yol iyi kazandırdı ama diğer her şey bu yolun dışında kalıyordu” diye anlatıyor. Drama yapmak isterse Hollywood ona “hayır hayır hayır, sen yolunda kal” diyormuş. Bir noktada tüm bunlara “hayır” demeye karar vermiş. “Şeytan sonsuz evetlerin içindedir, hayırların değil” mottosuyla hareket ettiğini söyleyen oyuncu “İstediğim şeyi yapamayınca bıraktım ve Teksas’ta bir çiftliğe taşındım” diyor. Teksas’a taşınırken eşi Camila Alves’le bir anlaşma yapmışlar. Eşine “Eğer istediğim roller teklif edilmezse, işe geri dönmeyeceğim” demiş.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin